Anne Olabilmek
Geçtiğimiz yıllarda yaşanan acı bir olaya değinmek istiyorum bu kez. Muhakkak dikkatinizi çekmiştir: Bir kız çocuğunun cinnet anında profesör annesini bıçaklayarak öldürmesi. Haliyle haberlerde sıkça yer aldı. Çok vahim, çok dehşet verici bir olay bu. Öte yandan olayın başka bir boyutu da var ki üzerinde düşünülmesi gereken. Bir anne böylesine bir durumda ne hisseder, ne düşünür? O an, o anne nasıl bir hissiyatla teslim oldu kızının eliyle gelen ölüme?
Anne olmak… Hani derler ya, ben de inanmazdım ama gerçekten bu, yaşanmadan anlaşılamayacak, kelimelerle ifadesi zor, yüce bir duygu. Öte yandan ‘anne olmak’ sıfatı, toplum içindeki misyonlar ve roller arasında en zor ve en güzel olanıdır. Hayatı yaşanası kılan, can kattığın bedene bağlanıştır. Dokuz ay birebir süren, canınla kanınla beslediğin yavruya kavuşmak; o ‘ilk bakış’, dünyanın en güzel hadiselerinden biridir. İşte bu duygularla düşündüm Başak ve annesi arasındaki ilişkiyi. Annesinin son bakışı, son çırpınışı… Dokuz ay karnında taşıdığı, besleyip büyüttüğü, ilk ‘anne’ kelimesini söylediğinde havalara uçtuğu minik kızı, annesinin hayatına son verdi. Belki de son düşünceleri, ‘Kızım, ne zaman bu hale geldi? Böylesine büyük bir cinnet geçirebildi,’ oldu Olcay Hanım’ın. Yani, son ana kadar, kızı hayatına son verirken bile, onunla ilgili endişeler duydu. ‘Annelik’ işte böyledir, farklı bir ruh halidir. Bir annenin yerine bizi koyup hayal etmek; o an, evladına savunmasız bir teslim oluştur.
Ancak şöyle de bir durum var: ‘Cinnet’, zamansız, sınıfsız, eğitim durumundan bağımsız gelişen bir olaydır. Her an, herkes bu ruh haline teslim olabiliyor ve son yaşanan olay, bunun çarpıcı bir örneği.
Bir başka örnek ise yeni doğan bebeğini, yeni eşiyle birlikte cami avlusuna bırakıp giden bir anne. Burada da şunu belirtmek lazım: Doğurmakla anne olunabilseydi eğer, kedilerin en iyi anneler olduğunu söylemek gerekirdi. Burada slogan haline getirdiğim cümlemi yinelemekte fayda var: ‘Doğurmak hiçbir şeydir, emek her şeydir.’ Yani, bir kadın eski eşinden bir bebek dünyaya getiriyor, bu masum ve günahsız bebeği yeni eşinden olduğuna adamı inandırıyor; sonra pürüz çıkınca, dokuz ay karnında taşıdığı yavruyu caminin avlusuna bırakıp kaçıyor. İşte bu kadın da ‘anne’ sıfatını taşıyor, tartışmalı da olsa. Anne olmak kolay mı? Tabii ki hayır. Deneme yanılma metoduyla öğrendiğim, her gün kendimi geliştirmeye çalıştığım bir süreç bu. Ve annem gibi bir anne olabilmem için 100 fırın ekmek yemem gerekiyor. Kendimi annemin bir adım önüne geçiremesem de yanında olabilmeyi umuyorum, zira nesillerin gelişimi için sürekli bir üst versiyon olmak gerek.
Durum böyleyken eleştiriler de var. Dizilerin ‘Türk Örf ve Adetleri’ne uygun olmayan tablolar çizdiği iddiası… Kısmen doğru olabilir, ancak dizilerde işlenen birçok olay hayattan alınmış gerçeklerdir. Yani, hayatın ta kendisi, gerçek hikayeler. Sadece ‘an’nın gerçeğidir bu; başka kelama lüzum yok.
Sağlık ve huzur dilerim.










