Ara ara gitmek gerek
İnsanın elindekinin kıymetini bilebilmesi için bir süre “elindekinden olması gerekiyor” mantığı üzerine birkaç kelam etmek isterim bu kez. Hani derler ya “İnsanın bir şeyin kıymetini bilebilmesi için o şeyi kaybetmesi gerekir,” evet, bu söylemin çoğu zaman doğruluk payı büyüktür. “O şey nedir?” diye soracak olursanız, o şey her zaman değişir. Kimi zaman bir eş kimi zaman bir sevgili, kimi zaman anne, kimi zaman baba, kimi zaman bir arkadaş ve kimi zaman şehirler. Evet, şehirler de özlenir hem de ölesiye. Lakin şehirler de tıpkı insanlar gibi ruh taşır. Her şehrin farklı bir ruhu, farklı bir kimyası vardır. Bu hafta bir süre İstanbul’da bulunmam sebebiyle fark ettim ki Antalya şehrinin kimyası hiçbir şehre benzemeyecek kadar büyülü ve özeldir.
Zaman zaman hepimiz “sıradanlığın” verdiği ufak çaplı buhranları yaşarız. Sıkılırız günlük uğraşlardan, her gün diğerine benzeyen günleri yaşamaktan, her gün aynı sokakları adımlamaktan. Göçebe bir toplum olup sonradan yerleşik düzene geçen bir ırk olarak değişiklik isteriz hayatlarımızda. “Tebdil-i mekanda ferahlık var” atasözünü çok severiz. Ki bendeniz de her daim bu ilkeye uymayı seçenlerdenim. “Gitmek” eyleminin her açıdan insan ruhu ve sağlığına iyi geleceğini düşünenlerdenim. Ayrıca, ara sıra uzaklaşmak, insanın ilişkilerini dahi olumlu etkileyen bir olaydır. Ara ara gitmek gerek. Kentten gitmek, insandan gitmek gerek. Aşkını içine alarak aşktan adımlamak gerek… Sonra özlemle sarılmak için yürümeyi, uzaktan bakmayı bilmek gerek. Lakin son İstanbul ziyaretimde yine şunu hissettim ki: İnsan bir şehri kalben severse nereye giderse gitsin o huzuru bulamıyor. İstanbul’da, tüm devasallığına ve bu devasallığa bağlı sorunlarına rağmen, çok özel ve güzel bir şehir. O bir sevgili; zaman zaman sevdasından yataklara düştüğün o bir sevgili, sevgisi ile dermansız bırakan. O insan kalabalığı, her sektörün kalbi olmasıyla, eşsiz manzarasıyla tam bir metropol. Müthiş bir özgürlük duygusu kaplasa da insanın içini, yoruyor insanı bu güzel kent. Sadeliğe, yalınlığa, samimiyete özlem duyuyor zaman zaman.
Bizim kentimiz her geçen gün büyüse de, artsa da sorunları, azalsa da portakal bahçeleri ve muşmula ağaçları, halen sade, halen güzel ve yalın. Samimi ilişkiler var halen; aynı caddede iki kez arkadaşınla karşılaşma ihtimali var. Halen alışveriş yaptığın markette tanınıyorsun, selamlaşıyorsun esnafla. İşte İstanbul’da bir kez daha Antalya’nın bu özel havasını düşündüm. Vapurla seyahat edemesek de, sahilde balık ekmek yemesek de, dünyanın en temiz kıyılarına sahibiz, ne mutluluk. Ve özledim Antalya’yı. Çünkü bu şehrin gelişimine şahitlik edebilmiş bir şahıs olarak özlem duydum Antalya’ya, Antalya’ma. İşte son kelamım şudur ki; ara ara “gitmek” gerek, ara ara “özlemek” gerek. Her anlamda ufukları genişletmek için, kıymet bilmek için ara ara “gitmek” gerek. Sağlıklı ve mutlu günler.










