Otobüsler, kentlerin ve yaşam kalitesinin fotoğrafının çekilebileceği yerlerdir; adeta birer laboratuvardır. Gün boyu direksiyon sallayan otobüs şoförlerinin halinden çokça haberimiz yok; onlar ki, emekli öğretmen teyzelerin 7 bilinmeyenli denklem gibi sorularına cevap üretmese saygısız ilan edilecek insanlardır.
Kentlerde AVM’ler göğe yükselirken, caddeler daralmakta ve toplu taşımanın sınıfsal açıdan kötü bir yerde olduğunu düşünen bizler için trafikte geçiş üstünlüğü nedense hep özel araçlarda olmak zorunda? Biz ‘ben’ merkezli bir toplumuz; aynada kendimize, odada kendimize, obada kendimize bakarız. Öğretmen teyzelerin çoğunluğu genellikle ‘ben’ merkezlidir ama merkezini çoğul dile açmış öğretmenler de vardır elbet.
İz bırakan, her yürek yaramda, her sosyal kanamamda merhem gibi gelen sözleriyle hatırladığım edebiyat öğretmenim Turgay Hoca’dan bahsetmeden edemeyeceğim. Ancak, emekli olduktan sonra da tebeşir kokulu sınıfları özleyen ve otobüslerde adeta o sınıf ortamını kurmaya çalışan emekli öğretmen teyzeler çoğunluktadır.
Bu öğretmenler, toplu taşımanın soğan halkaları arasında hayatlarını idame ettirenlerdendir. Şoförleri sınıf başkanı sanıp sorular sorarlar. Onlardan da tahammül edilmeyen anlar olabiliyor. Biz ise, otobüste yer vermeyi unutmamaya çalışan, ancak tahammül edilemeyen anlarda gözleri kaçırmaktan kendini alamayan bir kuşağın evlatlarıyız.
İlk aşkın kıvılcımlarıyla parlak bakışlar, yıllar geçse de unutulmayacak şarkı sözleriyle tanışıklıklar, pazar poşetleriyle demlenmiş memleket sohbetleri… İşte otobüsler, hayatımızın dönüm noktalarının sergilendiği bir laboratuvardır; onlarda hayat dersi verenlerden, kent sohbetlerine katılan amcalara kadar geniş bir yelpaze mevcut.
Otobüsler, adımların ritmini belirleyen ve sosyal kimliğin aynası olan mekânlardır. Bizleri ilk aşklarla tanıştıran, memleket hasretiyle dolu amcaların hikayelerine ev sahipliği yapan, genç ve yaşlı herkesin buluştuğu yerdir otobüsler. Sosyal bir laboratuvar olarak kent yaşamımızın en özlü tablosudur işte.
14.02.2016










