Yol, aslında uzundur; belki de sen uzun sanırsın, ancak bir nefestir hayat aslında. İki nefes arası bir andır. “Dün, bugün, yarın…” bir masaldır ve herkes kendi masalının baş kahramanıdır. Her masalda yedi cüceler vardır, cadılar ya da Gargamel’ler de… Sen sanırsın ki Gargamel gelir, hayatını altüst eder. Altüst eder etmesine de, üst alt olunca ya da alt üst olunca, dönüşünce bir hallaç pamuğuna, sanırsın dağılacaksın. Ve evet, dağılırsın o an. An geçmez sanırsın, boğuluyorsun sanırsın.
“Gargamel,” dersin, “düşürdü beni, bitirdi beni…” diye de eklersin. Hendeklere düşersin bazen, çamura bunalırsın. Çamur içine işler sanırsın, yorulursun. Çamur kurur, dökülür; sen dökülmez sanırsın. Masaldır hayat, sen yol alırsın, geçmez sanırsın. Oysa geçer her şey. Ve sen, her geçenden heybene aldığınla kalırsın.
Bir heybe taşırsın, içinde an’ların vardır; bir heybe taşırsın, içinde anıların vardır. Nice anlar vardır, hani o çukurda dibe çöktüğün; nice anlar vardır, hani köşelerde üzüldüğün; nice anlar vardır, hani içten içe ağladığın ama etrafına gülücükler saçtığın. Yollarda yıllar geçer, sen ise dün sanırsın. Geçmez dediğin anların ardından bakınca arda kalanlara görürsün. Bitmez dediğin her şey biter de, sen yolunda kalırsın.
Gargameller, değerliler, hendekler, tulumbalar, cadı silalar… Suretleri başka başka olan birçok kahraman, değer yolunda sana eşlik eder. Masalında birçok kahraman vardır; sen onları kahraman saymaz, “kötü” diye adlandırırsın. Ama hepsi, aslında kahramandır. Yoluna çıkan her kişi, her olay, her durum, seni sen yapanların bir suretidir.
Seni sen yapan aslında başına gelen her zerre, ummanına ışık tutandır. Her zerrenin sana bir katkısı vardır, her şerrin bir hayrı vardır… Hikmet, bunu bilmekte gizlidir. Bilmek için, olma yolunda adımladığını unutmamak gerekir. Alemlerin içinde bir alem var; alimlerin içinde bin alim var. Babannem derdi ki, “Altını kaldır, altına bak.” İşte o muhteremin dediği gibi, ne viranelerden ne cevherler çıkar.
Mühim olan yolda olduğunu bilmek, sabrı öğrenmek, altın görünene aldanmamaktır. Çakıl taşı mı değerli, altın mı? Altın olmayabilir; yükte hafif, pahada ağır olabilir. Peki, senin masalın hangisini taşımalı? Hakikatin sırrı nedir? Yolunda adımlarken, pırlantalar ve altınlar heybende, seni sıcak tutar mı? Seni asıl sıcak tutacak olan, değerli olandan ziyade paylaşılandır.
Masaldır işte hayat, iki nefes arasında; ve sen masalını yaşarsın. Bir gün gelir, “Bir varmış bir yokmuş,” diye anlatılır hikayen. Seni anlatılır kılan, heybende taşıdığın altının gramajı olabilir mi? Ne dersin? Masalında kaç kez iyi anıldın? Yolunda kaç sokakta durdun, kaç yüze yardım elini uzattın ya da tüm samimiyetinle “Merhaba” dedin? Kaç kalp yaptın, kaç kalp kırdın?
Bugün, yüzyıllar boyunca ismi yaşayanlar var; her ölüm ve doğum yılında ruhuna dualar yağdırılanlar var. İz bırakmak, masallarda güzel kesitler bırakmak mümkündür. Zamansız bir şekilde varlığını devam ettirmenin gizemi de burada yatıyor: zerre olduğunu bilmek, masalından etkilenen her şey için şükretmek, sevginin ve paylaşmanın değerini anlamak ve insana yararlı bir şeyler üretmektir. Kalplerdeki odalarının yüzölçümünü geniş tutmak esas meseledir. Yani mesele, heybe değil, gönüldedir.










