1 e 1 K

Kiralık

İçine bakmaya korkarsın…

Logar Çukuru

Bir kadın ve bir erkek. Önce bakışarak seçer birbirini, sadece gözlerinin çekim gücüdür belki de onları ilk aşamada bir araya getiren. Sonra tanımaya başlarlar birbirlerini, keşfe çıkarlar el ele kıvrım kıvrım. Dudaklar keşfedilir, öpüşler berraklaşır, tenler ısınır, bakışların ahengi artar. Demli aşklara uzanmak, incelikli sevgiler biriktirmek “emek” ister, biraz “mücadele” ve daimi “dinç” tutma çabası… İki insan birbirine karıştıkça bütünleşir. Belki de Aragon’un yıllar önce dediği gibi “Aşk, insana güç veren tek özgürlük yitimidir”.. Aşık olduğunu anlaman zaman alabilir, göçebe ruhunun evini bulma süresi de denebilir buna. Uzun yıllar elinde bir valizle yaşamaya alışmış insan, sonunda yerleşik hayata geçmeye karar verir. Özgür ruhunu muhafaza edebileceği, o özgür ruhun cesaretinin ve cüretinin getirisi olduğuna inandığı bir aşkı vardır artık. Tarafların bunun ayırdına varması ve ardından buna uygun hareket etme çabasının hali hazırda bilinçli olarak ortaya çıktığı sırada, takvim yaprakları 30 demiş olabilir. Mümkündür yani. 30’lu yaşlar kimileri için durak, kimileri için de başlangıç olabilir. Bu noktayı belirlemek, o kişinin cesareti ve asil ruhu ile ilgilidir fikrimce.

Arınarak ve ustalaşarak sevmek ise her babayiğidin ya da her havva kızının harcı değildir. Bu harç yücedir, bu harç nadirdir, bu harç değerlidir. Öyle değerlidir ki, “insan” denilen bencil, aç gözlülük dürtüsü başına her gün binlerce çivi çakılarak dayatılan “insan”, her gün bu harç için uyanır. Her sabah bunun için, her akşam bunun için. Arınarak ya da ustalaşarak sevmek ya da sevilme isteği, her ölümlünün ruhunda vazgeçilmez yerini almıştır.

Vazgeçmek özgürlüktür, özgürleşen ruhlar sınıf ve sınırların üstüne çıkan ruhlar herkesle anlaşamaz, konuşamaz, yalnızlaşır kimi zaman da… Acılara öylesine hassaslaşır ki, çiziklerini ve kanamalarını bantlamayı öğrenir zamanla. Hayatın içine karışmaya çabalayan bu ruhlar keskinleşir bazen de aldığı çiziklerle… Traş olmada başarılı olamamış bir delikanlı yüzü olur kimi zaman bu suretler. Bir yüz düşünün bilinci 30’larda, yüzüne atılan kesiklerin bilincinde. Bi de yara bandını kendi elleriyle yapıştırmaya çalışıyor.

Sevmek böyle bıçak sırtı işte, bazen ipte yürüyen bir cambaz olursun, bazen de gecenin karanlıklarında kaybolursun. Yerleşmeyi düşündüğün bir daire ise aşk, sen mobilya beğenirken o “Kiralık” tabelasını asmıştır bile. Tuhaf bencillik eşiklerinde gider gelir ruhun. Hayıflanırsın içten içe, öfkelenirsin, bilenirsin; tüm bu duygular garip bir şiddet eğilimini de beraberinde getirir ve kalbinin ortasına bırakır gider.

İçine bakmaya korkarsın. Caddelerde anlamsızca açılan ve yerel yönetimlerin çevresini kapatmadığı, ve yine uyarı levhalarını yerleştirmekte hep geciktiği açık logar kapaklar vardır senin de içinde… “Dikkat, dikkat bu saf, bu kaymak, bu güçlü, bu heybetli görünen caddede 12 adet logar çukuru vardır,” diye haykırmaz kimse, söylemez, uyarılmaz… Bazen kendi logar çukurlarının derinliği hayrete düşürür seni. Bazen de karşındaki insanın logar çukurlarından ürkersin. Baktıkça içinde gri bulutlar dolaşmaya başlar, bir tedirginlik, bir ait olmama hissi sinsi sinsi sarar tüm benliğini. Yine kahredersin, küfürler yağdırırsın. Keşke keşke bu çukurları hiç görmeseydim, keşke bu falçalar değmeseydi bedenime dersin. Bir yandan da yara bandı operasyonu başlamıştır. Güçlü bireyin ruhunu onarma çalışmaları…

Ustalaşarak sevme eylemini sürdürmek ve ruhunu onarma çalışmalarını bir arada götürmek ise ağır işçilik ister kimi zaman. Çift vardiyalı çalışmak gibi. Yorulursun, sistem “error” verebilir. Beynin içinde gruza patlamaları olabilir. Taraflardan biri bu halde iken, diğer tarafın bambaşka halleri de mevzu bahis olabilir. O bambaşka bir aleme yolculuğa hazırlanıyor da olabilir. İnsan bencil, korkak ve hain davranabilir; bu her insanın hamurunda vardır. Gözlerle, ya da ondan öte, gözlerin eylemi olan bakışlarla başlayan incelikli sevgiler zorlu yollardan geçebilir.

Sevgi de, düşler de ortaklıklar arttıkça yeşerir. Yeni ekilen bir fidanın gün be gün büyümesidir o. Ağır ağır acele ederek büyürler, sonra bir ormana dönüşürler ağaçlar. Sen doğumlarda insanlara ağaç dikmelerini tavsiye etmeyi düşünürken, kuytusunda elinde bir balta ile gelebilir karşı taraf. Uzaktan görünce tanımayabilirsin gelen kişiyi. Zira o kadar çok elinde balta ile yaşayan görmüşsündür ki geleni çıkaramazsın, kondurmazsın belki de.

“Aşk” ile ve “gerçek” olduğunu sandığın tüm hislere karşı olan ve baltalamak isteyen her cinsten yaratığın aynı dünyada yaşadığını bilirsin. Ama sonra o kişi iyice yaklaşır, evet tanıyorsun onu, hem de çok iyi. Dudaklarının tadını, bakışlarının sıcaklığını ve olmayan kelimelerindeki suskunluğu ayırd edecek kadar iyi. Hansel ve Gretel masallarındaki gibi ufak ufak ekmek kırıntıları atarak yolunu buldun, veyahut aynı yolda yürüdüğünü sandığın kişidir o. O’dur. Bazen erkektir, bazen kadın.

Katilini usul usul izler bazen büyümekte olan ağaç. Yerinde durarak ve elbette içten içe yanarak. Ortak düşler kurduğu, “düşlerde sevdim seni, söyleyemedim” şarkısını söylediği aşkını izler kişi. Garip hafızam beni yanıltmıyor ise Baba filminden bir replikti sanırım: “Herkes herkesi öldürebilir.” Kimi hunharca arkadan yanaşır, kimi ise gözünün içine baka baka öldürür seni. Ama son kertede herkes herkesi öldürebilir.

Ağaç ve balta birbirine çok yakışmasa da çok sık bir arada olabilirler. Canlılardır diyelim de ağacın bir can olduğunun üstünü örtmeyelim. “Bir katil nasıl yaratılır?” Ya da içinizdeki katile dikkat, “Seve seve kurban olma” gibi başlıklar yaratmak olasıdır bu durumlarda.

Buz kesen kalpler kütle gibi ağırlaşır ve hantallaşır. Hırçın, öfkeli ve hüzünlü olabilir. Kendini bilen ve farkındalığının ayırdında olan kişi, nasıl gelgitli bir okyanusta olduğunun da bilincindedir. Göçebe ruh, yeniden silahlarını kuşanabilir; yaraları olsa da yürüyebilir, kendini onarabilir, onarıyormuş gibi yapabilir, başka limanlara demir atabilir ya da demir atıyormuş gibi yapabilir. “GİBİ gibiyim” şarkısını mırıldanabilir.

Karşı taraf o cüretin hatrını sayabilir, sevi ustalığına itibar edebilir ya da her şeyi yok sayabilir. Yok saymaktır belki de en acısı. Cesaretle sarılmak, inadına mücadele etmek, net duruşu olanların sevgisini ifade etmekten çekinmeyenlerin işidir.

Ortak düşlerin birer birer yitirildiği anlarda, gecenin en koyusunda, kafanda binbir düşünce ve içinde katmerlenen tüm öfkeyi gömüp en derinlere sarılmak istersin bazen. Ama bakışlarında, kalbinde buzulların soğuk etkisi olabilir, sert de bakabilirsin. Bu bakışları tanıyan taraflar ya da “aşkın”, buna uygun bir tarifle gelmesini beklerken, ki o geliş belki tek bir öpüş, belki sadece iki kelime, tüm o soğuk duvarları anında yıkabilecek ve o çölü bir bahar bahçesine çevirebilecek iken gelmez o an, o iki kelime. Beklersin umutla, ama o an inadına gelmez. O an’ı düşlersin ama gelmez, boşu boşuna tüketerek değil, beklerken birikerek. Ne değerli bir bekleyiştir o, birikerek beklemek aslında. Çünkü o bekleyişlerin içinde emek vardır.

Sonra an geçer, sonra zaman geçer. Sadece tek bir kelime duyarsın ve o daimi olarak çınlar kulaklarında. “Korkuyorum…” Ama neden? Ama neden korkar insan şeffaf bir kalpten? Logarlardan pis kokular mı gelmektedir? Çözemez karşı tarafı. Kabahati olanın korktuğunu ya da korkacağını düşünür sonraları. Demek ki o güvendiğim dağlar çukur imiş. “EVET, evet orası çukurmuş,” der acı acı bakarak, korkuları bitse de bir gün karşı tarafa attığı korku tohumları boy vermeye başlamıştır artık.

Gelecektir belki şahıs, yenerek korkularını ya da yenilerek korkularına, ama onu bulamayacaktır belki de…

02.2012

Son Yazılarım

Kartalkaya

Kartalkaya

Olguları karartan algı operasyonları Kara karışan is kokusu ile Kartalkaya “Bizim Büyük Çaresizliğimiz”  Barış Bıçakçı’nın eserinden uyarlanan ve erken yaşta kaybettiğimiz önemli sinemacılardan Seyfi Teoman’ın yönetmen koltuğunda olduğu filme atıfla içim yanarak bir...

Şiir Anneye 2 – Nilüfer Belediyesi

Şiir Anneye 2 – Nilüfer Belediyesi

-Leben-                                                                                                                                    Antalya,10.08.2021 Merhaba şiir anne, Yazarak olmaya ve oldurmaya çalışmak bir tercih meselesi. Bu tercihte bulunanlar bazı...

Şiir Anneye – Nilüfer Belediyesi

Şiir Anneye – Nilüfer Belediyesi

-Leben-                                                                                                                                  Antalya,10.08.2021 Merhaba şiir anne, Kahvemi almak için mutfağın yolunu tuttum. O şifalı dizeleri okurken suyun kaynamasını...

Manavgat ve İs Kokusuna Karışan Acı

Manavgat ve İs Kokusuna Karışan Acı

  Yüzyılın tehlikesi küresel ısınma her gün başka şekillerde başka afetlerle yüzünü göstermekte. Aşı ve mülteci karşıtları arasında sıkışıp kaldığımız +40 derece sıcakta yaşam mücadelesi sürerken, ülkenin dört bir yanından yükselen alevlerle sarsıldık. 17 ilde 58...

Elif Mir – Hayat Dergisi

Elif Mir – Hayat Dergisi

  Basın danışmanı gazeteci meslektaşımız Elif Mirmahmutoğlu’un sizlere tanıtmak istiyoruz. Güler yüzlü ve çalışkanlığı ile meslektaşları arasında da sevilen ve takdir edilen Elif Mirmahmutoğlu’nun bilinmeyen yönlerini ve mesleğe dair her şeyi sizler için...

Yaşayan antik kent Kaleiçi, hikayelerini anlatıyor

Yaşayan antik kent Kaleiçi, hikayelerini anlatıyor

Antalya’da Muratpaşa Belediyesi, Kaleiçi’nde gündelik yaşamın tarihini sandıklardan çıkardı,özel bir belgesel çalışmayla bugüne taşıdı. HafızaMekanları ve Kültürel Miras-Antalya Kaleiçi Evleri projesiyle yaşayan antik kentte evlerin tarihinin anlatıldığı çalışma, 7....

Yavşaklık Virüsü

Yavşaklık Virüsü

  Çok efendi, harika bir çocuk tanıyordum. Uzun süre görmeyince ortak bir tanıdığıma sordum. “Hiç sorma” dedi tanıdık; “seninki çok değişti, yavşaklarla takıla takıla, yavşağın teki oldu.” Yavşak bit yavrusu demek. Argodaki kullanımını nasıl tarif edebilirim:...

Islak Çorap Kokan Bir Odadayız

Islak Çorap Kokan Bir Odadayız

Hikâyeye uzaktan bakmak istediği dönemleri olur insanın. Günlük telaşın altında ezildiği veyahut stresin yarattığı tozları halının altına süpürdüğü günleri, yılları olur bazen insanın. Ama toz bulutu gün gelir artık halının altına sığmaz olur. Islak çorap kokan bir...

Yaşa Yaşa Gör Temaşa

Yaşa Yaşa Gör Temaşa

Türkiye basın tarihinde son 20 yıl ve makbul olan gazeteci tipi Kuzey Avrupa’da yaşamadığımız için adrenalin bizim için çay gibi bir şey. Günde 12 doza yakın adrenalin almazsak ruhumuz azapta. Çanlar çalmaya devam ediyor virüs Türkiye tipi yayılmacı haliyle AVM’lerde...

Turnusol Kağıdı

Turnusol Kağıdı

Turnusol kağıdı AİHM ve Barolar Bazen bazı olaylar turnusol kağıdı işlevi görür. Günlük hayatımızda da sıkça yaşarız da sonradan fark ederiz aslında olup biteni... Canımlı gülümlü ileri derece samimi bir akraba ya da arkadaştan bir gün borç istemeye gör ya da hak...

Sosyal Medya