Mağdur Bir Amazon Kadını

Antalya’da güneşli  bir akşam üstü idi .. Aslında yaz akşamlarının akşam üstü pek bi üstüne gelirdi bu kentte insanın . Sıcaklık 40 derecelere yakın nem oranı ise ondan kat be kat ileride idi. Toplu taşıma araçları klimalara her ne kadar yüklense de klimaların naçar kaldığı, televizyonlarda kent sahillerinin dakikalarca gösterildiği izleyenlerin kentte yaşayan herkesin ellerinde Efes ler ile nefes aldıkları sanılan günlerdi. Kadın toplu taşıma aracının toplu kısmından kendini zor attı dışarıya. O, kendi kentini bahar aylarında sevenlerdendi. Zaten bir sonbahar çocuğu idi kendisi doğumuyla mı ilgili olduğunu hep düşündüğü şekilde en çokta sonbaharları severdi bu kentte. Çünkü sonbaharlarda kentten el etek çekilirdi sakin ve sessiz olurdu bir nevi inziva gibi. Kafasında sıcaklığa dair deli sorular ile duraktan eve doğru adımladı. Boşanma arefesinde yaşadığı ilk karmaşa da aklına gelmedi değil.  Aralarında güven köprüsünü hiç ama hiç düşünmeden silen adam illa ki illa ki diye ayrılmamak için çırpınırken “Sana yeni araba alırım bak” cümlesi geldi aklına birden. İlla ki illa ki bir meta, illa ki illa ki bir vaat. İşte aradaki en büyük bir fark buydu belki de ortada yıkılan bir güven var ise BMW fabrikasının en büyük hissesini satın alsan ,hediye etsen ne çıkar ki diye düşünen kadının tam aksi düşünen bir adam. Ortak aldıkları aracı ev alırken satmaya razı olan kadın, toplu taşıma araçlarına yeniden dönüş yaptığı o günlerde ilk zamanlar biraz paniklese de alışmakta zorlanmadı. En yaratıcı yazılarını yazdığı toplu taşıma araçları aynı zamanda bir laboratuvardı O’nun için. İnsan laboratuvarı.. İzlemek iyi geliyordu insanların yüzündeki gerginlikleri az zamanlarda da olsa huzuru gözlemek iyi geliyordu kadına. Yaklaşık sabah 1 saat akşam 1 saat olmak suretiyle gününün 2 saati toplu taşıma araçlarında geçiyordu. 2 saat hiçte azımsanacak bir süre değildi esasen. En çok ta KL 08 adlı kırmızı otobüsleri seviyordu. Kırmızı olduğundan mıdır nedir daha bi sıcak daha bi çekici geliyordu insana. İşte birbiri ile alakalı ya da alakasız böyle binlerce fikir peşi sıra aralıklarla kafasından geçerken kadınının oturdukları siteye ulaşmasına ramak kalmıştı. Tek isteği sıcaktan ve yorgunluktan kavrulan bedenini ile soğuk suyu bir an evvel buluşturmaktı. Gülün dikeni var ise işte bu cennetten köşe kentinde sıcağı vardı ve 2 ay çekebilmek imkansızdı. Üstündekileri çıkarıp direk soluğu banyoda alan kadın heyecan içinde suyu açmaya çalıştı. Ama o da neyin nesi sular kesikti. Sular akmıyordu. Onca saat hayalini kurduğu an’nın içinde olup böyle bir hüsran yaşamak hiç ama hiçte hoş değildi. Havluya sarınarak banyodan çıkan kadın bi an faturanın ödenmemiş olabileceğini düşündü emekli devlet memuru olan ve fatura konusunda titizliği ile sülalede ve ait olduğu sosyal çevre de nam salmış olan babasını aradı. Babadan aldığı cevap müsbet idi. Yani fatura zamanında ödenmiş idi. Sinirli sinirli giyinen kadının aklına su arızasından başka bir şey gelmiyor idi.

Apartman görevlisinin yanına giderek durum hakkında bilgi aldı. Durum şu idi “Herhangi bir elektrik kesintisi yok ama hanımefendi eski eşiniz hileli satışla evi sattığı akrabası ile (tabi o kısmını apartman görevlisi söylemedi kadın  ifade etti kendi  iç sesiyle) Su İdaresi ve  Elektirik idaresi yetkilileri ile gelerek su saatini mühürletti… Soğuk su ile buluşma hayalleri eski eşin bitmek bilmeyen hırsı ile geçici olarak rafa kalkmıştı. Yılan hikayesine dönen çok virajlı bir boşanma davası süresinin bir aşamasından biriydi bu belki de. Bir insana karşı güvenini yitirdiğin zaman zordur yerine yenisi inşaa etmek ve sevmemek ve artık sevmemek. Bunu net ifade edebilmek. Fikirlerini ve hislerini flu ifade eden insanların çoğunlukta olduğu bir toplumda net olan insanların büyük ve kalın duvarlarla karşılaşması pekte yabancısı olmadığımız bir durum. Net ifade ile tavrını ifade eden kadının aldığı hiçte  hoş olmayan tepkilerle kadın yürümeyi öğrenir. Dizleri yara bere içinde kalarak ama hep kalkarak hep güçlenerek belki de daha iyi yenilerek ve yenilenerek. Herkesin tanıdığı avukatlar vardır çevresinde birde herkesçe tanınan avukatlar. Herkesçe tanınan avukatlardan biridir  Gülsüm Fatami. Bla bla üniversitesi (ki bla bla deyip geçerken şunu da ifade etmekte fayda var. Ülkenin en gelişmiş sayılı üniversitelerinden biridir)  ve en prestijli mühendislik alanlarından birinde eğitim görmüş ana dili gibi İngilizce konuşabilen yurt dışı yaşam tecrübesi olan bir adem oğlunun daha erişkin ve olgun bir tavır sergilemesini bekleyen kadının içindeki tüm sosyal ve eğitimsel duvarları yıkmayı başarır adam. Der ki; “Gülsüm Fatami’yi tutacağım ve sana 5 kuruş para vermeyeceğim”.

Oysa para nedir ki ? Para nedir ki? Bir araçtır para. Para hiçbir vakit bir amaç olmamıştır kadın için. Soğuk su ile buluşamayan kadın anlayamaz başına gelen tüm bu olayları anlamakta güçlük çeker karşı tarafı. NEDEN? diye sormaktan alamaz kendini. Neden bu yaşananlar Onun başına geliyordu. Sanki seçilmişti özel olarak . ‘Evet ben numunelik bir insanım” diye geçirdi içinden . Gülsüm Fatami’yi değil ama kentin sayılı avukatlarından birini tutarak  hukuk mücadelesinde etkin şekilde yer almayı başarmıştı adam.  Kadın neyin mücadelesini verdiklerini ara ara düşünse de. Yıllara yayılan hukuk mücadelesi içinde kadın konuyla dalga geçer hale gelmeyi de başarmıştı. Davanın akibeti ile ilgili soru soran arkadaşlarına ise “İsviçre’deki gayrimenkuller kira gelirleri ve Dubai’deki plaza hisselerini paylaşamadıkları için davanın sürekli uzadığını söylüyordu” artık gülerek.  Ne kadar sündürse de anlaşmaya yanaşmayarak bir tazminat ödemeye mahkum edilmişti ama resmi kayıtlarda  yok olan bir adam idi ve yüksek lisansını  ise mal kaçırma üzerine yapmıştı o yüzden kadın hakkını alamamıştı ve ne zaman alacağı ise meçhuldü. Yapacak bir şey yoktu . Yaşam, başına gelen şeylerden ibaret ise başına gelen şeylere pozitif bakmak gibi bir yaklaşım geliştirmişti ki gülmeyi sürdürebilsin. Yeniden giyindi boşu boşuna soyunmuştu suya hasret bir şekilde oturdu ve yaşananları yeniden bir kez daha düşündü. Ama düşünmeyen ve düşünüyormuş gibi yapan milyonlarca insanın yaşadığı bir coğrafya da ve ‘Nasılsın” sorusuna kötü olsalar dahi ‘İyiyim’ diye cevap verenlerin ezici olarak üstün geldiği bu topraklarda düşünüyormuş gibi yapmak kolay, düşünmek zor işti.  Eski eşin sözleri kulaklarında çınlıyordu . Sıcak evin tüm odalarına alabildiğince sinmişti.

Kolay değildi. Antalya’da temmuz akşamlarında yaşamak nefes almaya çalışmak kolay değildi.  Yeni bir hayat kurmak için yalan üzerine kurulu bir evliliği bitirme girişiminde bulunmak. Yani temsili değer verilen, kadınların sadece figür olarak değer gördüğü bu topraklarda batılı bir kentte yaşasa bile insanların kafasında kör kuyular ve eril bir dil hakimdi her halükarda galip gelen erkeklerdi. O da kadın haliyle dayak yemeden ama dayak yemekten beter hisler içinde hayatına bir yön vermeyi seçmişti. 3 yıl süren boşanma davasının ardından bir de devam eden gayrimenkul davası ile Adliye koridorları alışılagelmiş bir mekana dönüşmüştü artık O’nun için. Eski eş evliliklerinin ilk yılında geçmişte oturdukları evin tapusunu validesinin üzerine yapmış ve kadın buna ses çıkarmamıştı. Daha doğrusu buna ses çıkarmanın gerekli olduğunu düşünmemişti. Utanmıştı. O’na utanmayı ve vicdanlı olmayı öğretmişlerdi. Maddi konular bu kadar mevzu bahis edilmezdi. Soramazdı kimselere ne kadar maaş aldığını mesala. O evi annesinin üstüne yapmasını sonraları şöyle ifade etmişti adam. “Sen evin dekoru, odaların rengi ile ilgilendin evi kimin üstüne yaptığımla değil işte sen o kadar safsın kızım” demişti. Eğitim durumu eşit ve orta sınıf iki aileden gelmiş denk denebilecek iki insan arasındaki derin uçurumu ifade eden net bir cümle belki de bu idi. Kadının yüzüne vurulmuş bir tokattı bu sağlamdı ama  aldığı kararın ne kadar doğru olduğunu bir kez daha gösteriyordu eski eşin söylemi.  Yastığa uzandı. Yapış yapış olmuş vücudu su ile buluşamamanın küskünlüğü içinde idi gözlerini yumdu kadın en iyisi uykuya teslim olmaktı.  

Uyudu sabah saatlerinde güneş tam tepeye gelmeden yollara koyuldu. Devlet eliyle işletilmediği ve iflas noktasında olduğu ilan edilerek yok pahasına özelleştirilen Elektrik İdaresi’nin salonları zibil gibi insan doluydu. Kuyruklar metrelerce uzun hava ise alabildiğine nemli idi. Kadın elinde elektrik kesinti belgesi muhtardan aldığı ikamet belgesi ile kuyruğa girdi  gazeteden izin almıştı oysa redakte edilmeyi bekleyen haberler masa üstünde bekliyordu. Eski eş ortak aldıkları evi akrabasına hileli satışla satmış ve özel hobisi olan eşe ızdırap derslerini iyi çalışmış ve büyük bir zevkle kadın ve çocuğunun oturduğu evin enerjisini sekteye uğratmıştı. İşte kadın elektrik aboneliğini üstüne almak ve elektriği açmak amacıyla kuruma gitmek zorunda kalmıştı. Kentine sahip bir kentli ve kendine sahip bir kadın olarak mağduriyetini gidermek için sırasını beklemeye koyuldu.  Kentli bir gazeteci olmanın sadece  para ve pulsuz avantajlarını kullanmayı ilke edinmiş biri olarak saatlerce beklemeyecek ve işlemi için öncelik sağlanması sözünü müdür beyden almıştı. Bu avantaj ile fazlaca beklemeden sıra kendisine gelmişti. Mağdur olduğunu ifade edecek ve yaşadığı sürece ilişkin çok detaylı bilgi vermeden işleminin yapılmasını rica edecekti. Eli yüzü düzgündü, kendince fena sayılmayacak bir tipi vardı denebilir mağduriyeti gözlerindeki hayal kırıklığında ,garibanlığı ise kalbinde gizli idi. Yani giyimine kuşamına kendince özen gösteren bir kadındı her zaman. İsviçre’deki bankalarda milyarlarım var dese kimse şaşırmaz gibi bir duruşu vardı. Hani ekranlara yansıyan bir mağdur tipi vardır ya .Küçük Emrah’ı anımsatan ya da o türde yer alan tüm sahneleri de içine alan. O, onlardan değildi işte.

Kuyruğu dik tutmanın aile sınıfında birinci ders olarak okutulduğu bir mutfakta yetişmişti. O MUTFAK, o aile ona her zaman güçlü dur, dik dur demişti. DIŞ sesle değil ama iç sesle ağlamayı biliyordu kadın. İçten içe ağlıyordu dıştan dışa ise gülüyordu ve gülümsemek ona çok yakışıyordu. Hava yine alabildiğine sıcaktı. Özelleştirilen ve keşmekeş hale gelen kurumda sıra nihayet kendisine gelmişti. Görevli gözlerine baktı “Hadi hanım derdin ne ise söyle ve git der gibi” bakıyordu.. “Eski eşim kızım ile birlikte yaşadığım evi hileli satışla bir akrabasına sattı. Ben işte iken gelmiş ve elektriği kestirmiş.  Elektrik abonesini üstüme almak istiyorum.”  Gibi  3 basit cümle kuracaktı. Ama kurmakta zorlanıyordu. Çünkü ağır idi yapılan çünkü bir  kahvenin kırk yıl hatırı var ise ortak bir evladın hatırı sonsuz idi diye düşünenlerdendi kadın. Memur bey bunu yapamayacaklarını söyledi. Oysa kadın ikametgah belgesi ile gelmişti ve halledileceği yönünde resmi işlemlerin piri emekli devlet memuru babası tarafından motive edilmişti. Kadın mağdur olduğunu bir türlü gösteremediği zamanlarda “Kan kussan da kızılcık şerbeti içtim” diyeceksin diyen dedesini düşünüyor. “Ah dedem ah dedem kimse neden benim kırgın ve üzgün olduğumu anlamıyor. Oysa gözlerime sinen hüzün ruhuma da işledi de kimseler görmüyor” diye sesli sesli düşünüyordu. Adam anlamamakta ısrar edince gözleri doldu kadının. “Mağdur olduğumu anlatmak için şuracıkta bayılmam mı lazım. Ağlamam ve sürünmem mi lazım. Üstümün başımın yırtık olması mı lazım” diye sordu adama.

Memur dondu kaldı.  Gözyaşları damla damla süzülüyordu. Kocaman kara gözlerinden hüzün akıyordu, kocaman kara  gözlerinden insanlara karşı güveninin yitirmenin hayal kırıklığı akıyordu. Birden herşey flulaştı. Güçlü kadın oturduğu yerde küçülüyor , omuzları düşüyordu. Sanki herkesler yok olmuş. O tüm hayal kırıklıkları ile baş başa kalmıştı oracıkta. Oracıkta bağırmak ve haykırmak istiyordu oracıkta tüm yaşadıklarını kalbini tüm acıtanları anlatmak istiyordu o memura.  Aradan kaç saniye geçtiğini bilmiyordu ya da kaç dakika. Kaç dakika boyunca bu hisler ve düşünceler zihnini esir almıştı bilmiyordu. Adam , iş güç sahibi olduğu belli olan kendince güzel bu kadının o durumunu görünce acıdı belki de kendince. “Tamam tamam lütfen ağlamayın dedi. Zaten ikametgahta var. Ben çözeceğim gerekirse insiyatif kullanacağım” dedi.  Ağlayan kadına dayanamazdı bu coğrafyanın erkekleri, içten ağlayanları ise kaldıramazdı. Yani bazıları ise ağlamayı meslek edinmişti sadece ağlayarak hayatını idame edenler de yok değildi.  Erkek egemenliğinin sürekli kutsandığı bu topraklarda , ağlayan kadını görmek erkeklerin her zaman kendisini iyi hissetmesini sağlamıştı. Kadın sildi gözlerini kızarmıştı lanet gibi her ağladığında yüzü domates gibi kızarıyor o ceylan gözleri kısılıyordu. Aboneliği kendi üstüne almayı başarmış olmanın muzaffer gülüşüyle sokağa adımını attı. Sıcak o kadar da yakmıyordu sanki, çok müsabakalı bir lig takviminde bir galibiyet daha almış gibi bir his vardı içinde. Yürüdü gelen ilk toplu taşıma aracına attı kendin yeniden toplu toplu taşındı gazete ofisinin yolunu tuttu. Ofiste arkadaşlarının meraklı gözlerle kendisini bekliyor olacağını düşündü. 

 Bankada bir işi olduğunu söyleyerek izin almıştı patronundan. Ve bir dünya redakte edilmesi gereken haber ve kocası tarafından  şiddete uğrayan  kadınların çoğunlukta olduğu 3. Sayfa haberleri. Ofisleri şık bir otelin yanında idi. Ve otelin içinde maaş zamanı toplu ödeme kolaylığı sağlayan bir kuaför salonu var idi. Kadın tüm emek çekenlerle ve emekçilerle iyi arkadaştı. O biliyordu ki insanı insan kılan ne yaptığı iş, ne üstündeki çaput parçaları,ne  kolundaki saat,  ne altındaki araba idi. İnsanı insan kılan; kalbindeki sevgi ve merhamet duygusu idi. Merhamet duygusundan yoksun çoğunluğun arasında yaşam savaşı veren azınlık insanlarını hemen tanır ve dost olmayı başarırdı kadın. Kuaföre uğradı adı gibi sevgi dolu olan Sevgi’nin önüne oturdu. “Sevgi bana biraz renk verir misin? Bana biraz ışık verir misin” diyerek kendisini ona teslim etti. Sevgi ağladığı belli olan o farklı kadının kamuflajını en iyi yapanlardandı. Gözleri ağlamaktan küçülse de güzeldi ve göz makyajına her zaman uygun her zaman iyi taşıyanlardan olduğu tüm makyözler tarafından test edilip onaylanmıştı. Sevgi eyeliner çekti, biraz allık ve biraz kırmızı ruj sürdü. Makyaj salonları,  kuaförler zaman zaman terapi salonlarından yeğdir kadınlar için. Öyledir bir tutam renk bazen ruha temas eder. Hiç bi şey sormadı Sevgi. Çünkü konuşmak isteği zamanlarda zaten konuşuyor kalbini tüm odaları ile açıyordu kadın. O  yüzden tüm şoförler, tüm makyözler, insan görünümünde değil gerçekten insan olanlar O’nu çok seviyordu her zaman. Her çalıştığı yerden hesabına güzel insanlar ekleyerek ayrılmayı biliyordu.  Renklenen yüzüne baktı  uzun uzun. Gözlerindeki hüznü görmek için uzun uzun bakması gerekiyordu karşıdaki kişinin ve ince ince düşünmesi gerekiyordu. Ama çok sevdiği şair Gülten Akın’nın sözleri geldi birden aklına. “Ah kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya…” O yüzden anlaşılamayacağını tasdik etti kendince. Ofise doğru yürüdü. Terazi burcu kadının kendine has havasını taşıyordu. Elleri güzeldi gözleri gibi. Giyindi güçlü kadın AMAZON kadını zırhını. Oturdu masasına. Sanki çay saatinden gelen eşinin aldığı araba ile adres olsun diye dergilere yazı yazan moda yazarları gibi bacak bacak üstüne attı. Kocaman gülümsedi ve Sennur’dan bir çay ısmarladı kendine. Sonra geldi oturdu karşısına bir  mesai arkadaşı erkek. Ve dedi ki ; “Ne kadar güzel ve mutlusun”.. Kadın kocaman gülümsedi… İçindeki meteor yağmurları ve mağdur kadını gece buluşmak üzere rafa kaldırmıştı artık..

NİSAN 2015 ANTALYA

Son Yazılarım

Kartalkaya

Kartalkaya

Olguları karartan algı operasyonları Kara karışan is kokusu ile Kartalkaya “Bizim Büyük Çaresizliğimiz”  Barış Bıçakçı’nın eserinden uyarlanan ve erken yaşta kaybettiğimiz önemli sinemacılardan Seyfi Teoman’ın yönetmen koltuğunda olduğu filme atıfla içim yanarak bir...

Şiir Anneye 2 – Nilüfer Belediyesi

Şiir Anneye 2 – Nilüfer Belediyesi

-Leben-                                                                                                                                    Antalya,10.08.2021 Merhaba şiir anne, Yazarak olmaya ve oldurmaya çalışmak bir tercih meselesi. Bu tercihte bulunanlar bazı...

Şiir Anneye – Nilüfer Belediyesi

Şiir Anneye – Nilüfer Belediyesi

-Leben-                                                                                                                                  Antalya,10.08.2021 Merhaba şiir anne, Kahvemi almak için mutfağın yolunu tuttum. O şifalı dizeleri okurken suyun kaynamasını...

Manavgat ve İs Kokusuna Karışan Acı

Manavgat ve İs Kokusuna Karışan Acı

  Yüzyılın tehlikesi küresel ısınma her gün başka şekillerde başka afetlerle yüzünü göstermekte. Aşı ve mülteci karşıtları arasında sıkışıp kaldığımız +40 derece sıcakta yaşam mücadelesi sürerken, ülkenin dört bir yanından yükselen alevlerle sarsıldık. 17 ilde 58...

Elif Mir – Hayat Dergisi

Elif Mir – Hayat Dergisi

  Basın danışmanı gazeteci meslektaşımız Elif Mirmahmutoğlu’un sizlere tanıtmak istiyoruz. Güler yüzlü ve çalışkanlığı ile meslektaşları arasında da sevilen ve takdir edilen Elif Mirmahmutoğlu’nun bilinmeyen yönlerini ve mesleğe dair her şeyi sizler için...

Yaşayan antik kent Kaleiçi, hikayelerini anlatıyor

Yaşayan antik kent Kaleiçi, hikayelerini anlatıyor

Antalya’da Muratpaşa Belediyesi, Kaleiçi’nde gündelik yaşamın tarihini sandıklardan çıkardı,özel bir belgesel çalışmayla bugüne taşıdı. HafızaMekanları ve Kültürel Miras-Antalya Kaleiçi Evleri projesiyle yaşayan antik kentte evlerin tarihinin anlatıldığı çalışma, 7....

Yavşaklık Virüsü

Yavşaklık Virüsü

  Çok efendi, harika bir çocuk tanıyordum. Uzun süre görmeyince ortak bir tanıdığıma sordum. “Hiç sorma” dedi tanıdık; “seninki çok değişti, yavşaklarla takıla takıla, yavşağın teki oldu.” Yavşak bit yavrusu demek. Argodaki kullanımını nasıl tarif edebilirim:...

Islak Çorap Kokan Bir Odadayız

Islak Çorap Kokan Bir Odadayız

Hikâyeye uzaktan bakmak istediği dönemleri olur insanın. Günlük telaşın altında ezildiği veyahut stresin yarattığı tozları halının altına süpürdüğü günleri, yılları olur bazen insanın. Ama toz bulutu gün gelir artık halının altına sığmaz olur. Islak çorap kokan bir...

Yaşa Yaşa Gör Temaşa

Yaşa Yaşa Gör Temaşa

Türkiye basın tarihinde son 20 yıl ve makbul olan gazeteci tipi Kuzey Avrupa’da yaşamadığımız için adrenalin bizim için çay gibi bir şey. Günde 12 doza yakın adrenalin almazsak ruhumuz azapta. Çanlar çalmaya devam ediyor virüs Türkiye tipi yayılmacı haliyle AVM’lerde...

Turnusol Kağıdı

Turnusol Kağıdı

Turnusol kağıdı AİHM ve Barolar Bazen bazı olaylar turnusol kağıdı işlevi görür. Günlük hayatımızda da sıkça yaşarız da sonradan fark ederiz aslında olup biteni... Canımlı gülümlü ileri derece samimi bir akraba ya da arkadaştan bir gün borç istemeye gör ya da hak...

Sosyal Medya