SÖKMEN BAYKARA – DİRENÇ RÖPORTAJLARI 7

Tarihe tanıklık eden bir foto muhabiri Sökmen Baykara’nın tavsiyesi : “Eyvallahsız Olun”

Direnç Röportajlarının konuğu önümüzdeki ay 86.yaş gününü kutlayacak olan deneyimli foto-muhabir Sökmen Baykara. Çektiği fotoğraflarla  tarihe tanıklık eden Baykara ile fotoğraf merakını, geçmişten bugüne değişen gazetecilik algısını konuştuk. Deniz Baykal, Vural Savaş gibi isimlerle okuldan dönem arkadaşı olan Baykara’nın en çok hatırlanan fotoğraflarından biri de Said Nursi (Said-i Kürdi)’nin otel balkonunda çektiği fotoğrafı. Bu fotoğraf Nursi’nin ölümünden önce çekilen son kare olma özelliğini taşıyor. Tarihin koridorlarında yürüyormuş gibi hissettiğim söyleşide evinin balkonunda halen tripodu kurulu olan ve çektiği fotoğrafları bir gazetenin editör masasından geçmişcesine titizlikle inceleyen ve servis eden Baykara, fotoğraf aşkını ve yaşam sevincini diri tutanlardan. Mesleğin verdiği direnç gücü ile teknoloji ile barışmış ve teknolojiyi aktif kullanan meslek büyüklerimizden biri.  Baykara ile hem eski Antalya’dan hem de fotoğraftan konuştuk.

Günümüzde herkesin elinde bir akıllı telefon var ve insanlar sürekli fotoğraf çekiyor. Herkes kendince bir foto muhabir. Ama bu düşünülmüş karelerin fotoğraf matematiğinin de ne kadar önemli olduğunu da hatırlatıyor bize. Analogdan bugüne siz fotoğrafın yolculuğunu bilen bir isimsiniz. Fotoğrafçılığa ilginiz ne zaman başladı? Antalya’da doğdunuz o yıllardan başlamak üzere yaşamınızı anlatır mısınız?

Ben 1.5 yaşında iken rahmetli babamı Bursa’ya tayin etmişler ama 1948’de Antalya’ya döndük yeniden. 1941 yılında ise Antakya’ da idik. Yani hep bir yer değiştirme hali. Hatay o dönem vatan topraklarına yeni katılmış sokaklarda yer yer kavgalar oluyor. İlkokula orada başladım sonrasında yeniden Antalya. Ve şu an Kaleiçi’nde Gazeteciler Cemiyeti’nin yan tarafındaki okulda tamamladım ilkokulu. O zaman büyük bir trafik kazası geçirdim düşünün vasıta da yok götürecek yoldan aracı ile geçen Mahmut Konuk beni hastaneye götürüyor. O dönem sayılı kişilerin araçları vardı. Öldü diye morga atmış gazete kağıtları ile örtmüşler. Hemşirenin biri açmış ve elimi kaldırmışım kadın da dışarıya çıkmış çığlık çığlığa başhekim de Ziver Mesci o dönem. Bu çocuk “Hortladı” demişler. Neyse beni kurtarmışlar ama felç var kötü bir dönem yani .1 sene geçiyor sonrasında Niğde’ye tayin ettiler sonra. Gençlikle o dönemi atlattık. Bir denge sorunu var. Ankara’da idi rahmetli abim Gülhane’de kulak kontrolü ayarladı ve iç kulakta çöküntü olmuş o kazadan sonra. Ve sağ kulak hiç duymadı o günden sonra. Hep sol kulak. Sonra ağız okumayı öğrendim tabi sakin ortamda anlıyorum ama gürültülü ortamlar zor. Niğde’de direnç bulmak için güreşe başladım. Çok memleket gezmek bakış açısını da zenginleştiriyor haliyle.

-Her zaman sporla bir ilginiz oldu sanıyorum yüzme de var ve güreş. Eski Antalya’da o günler nasıldı?

Evet biz yüzmeye başladığımız zaman Konyaaltı yoktu mesela. Hatta hocalar vardı lise müdürümüz Reşat Oğuz gelirdi Osman Batur. Cumartesi öğleden sonra para toplayıp kamyon tutarak bizi Konyaaltı’na götürdüler. Varyant toprak yol o zaman. 1950’ lerden bahsediyoruz. Göz alabildiğine taşlık. İşte çocuklar derdi müdür “Seyyahlar gelecek ve mihmandarlar gezdirecekler onları, oluk oluk paralar akacak” Biz de arkadaşlar arasında kim gelir diyorduk yeni yetmeyiz yani. O dönem sınıf arkadaşlarımız Deniz Baykal, Vural Savaş, Kutlu Adalı vardı hep aynı grupta idik. Adalı, grubun başı idi 1935 doğumlu idi. Zaten Antalya’nın sınırı Meslek Lisesi idi. Haşim İşcan Bahçelievler’i yeni yaptırıyordu o zaman. Ve Şarampol vardı. Yenikapı’da top sahası derdik şehrin dışında idi. Lara ise çok uzaktı. Üçkapılar’dan Değirmenönü 7 arıklar yeni yoldu. Antalya bu kadardı. Meydan Kavağı Karakolu babam orada görev yapardı. Antalyalılar o dönemde limondan daha çok hep turunç kullanırdı yemeğe çorbaya. Niğde’den sonra ise İzmir.

-İzmir’ de Karşıyaka Lisesi. Sizin niyetiniz asker olmaktı öncelikle sanırım. Babanızın komiser olması meslek seçiminizi etkiledi mi peki?

Hayır hiç öyle düşünmedim. Ya havacı ya denizci olmak istiyordum bir de Hava Harp Okulu’nda okuyan arkadaşlarım vardı. Ama sağ kulak duymadığı için gidemeyeceğimi söylediler ve başka bir oluşuma girdik. Yurt dışına gidecektik. Avustralya projesi. Biz ülkenin tüm tarihi yapısını inceliyor, araştırıyoruz. Kavga olayını geliştirdik adam dövmek maksadı ile değil ama yurt dışına giden yabacılara başka gözle baktıkları için savunma niyetiyle kendimizi geliştirmeye başladık. Adam dövmekten 5 kere karakola düştüm güreşi bıraktım ve eskrime başladım bir de. Ege Bölge şampiyonluğum var. Göçmen olarak gideceğiz pasaport olayı filan yok.  O Kıbrıs hareketinden sonra. Ova denen sebze meyve yetişen yerlerde meyve sebze ekip biçiyoruz sıcağa dayanmak için Sydney iklimini tanımak için. Bir de “Evlenmeyeceğiz” kararımız var. Ama havacılardan biri evlenince Avustralya hayalimiz suya düştü. Emniyet kampında bir Ahmet Abimiz vardı. Ben de projeyi genel anlattım İzmir’de pasaport denilen yere demirlerdi gemiler. İsveç Gemisi gördüm kaçak giderim diye düşündüm. Zıpkın gibiyim. O gemiye bindim. Daha çıkmadan polis deniz motoru ile geldi. Baktım “Ahmet Abi” Saf düşünüyorum halen ama karşı tarafı anlıyorum artık ama yine dürüstlükten vazgeçmiyorum.

Aslında insan çocukken nasılsa büyüyünce de aynı şekilde bakıyor değil mi hayata. İyi niyetten yana kredisini kullananlar hep iyi niyetten yana ne kadar darbe alsa da. Vazgeçmemeyi seçenler onlar. Sizin tebessümünüzün kaynağı da o bence.

Evet öyle ama zaman bana insanları tanımayı öğretti. Ama “Sen şusun” demem araştırırım. Ahmet Abi aldı götürdü beni 1.Şube’ye beni izlemeye almışlar. Babam tek maaş zorlukla bakıyor bize ama ben de gabardin pantolonu çıkarıp Kemeraltı’nda çorap satıyordum. En kalite çorap 110 kuruş düşünün. 1955 yılındayız Adnan Menderes hükümeti. İstimlak ve yıkımlar tuğla taşıyorum iyi para kazandım. Ama karakola düşünce olay değişti.  Basmane’deyiz. Adam omuz attı kaza dedim ertesi gün yine. Adamla kavga arbede yaşandı. İrice bir adam baskın basanındır dedik Allah ne verdiyse. Gittik karakola. Beni tanımasını da istemiyorum kimsenin. Komiser; “Öğrencisin madem ne işin var orada dedi ve Hasan Baykara’nın nesisin dedi” öfkelendi ama gurur da duydu. “Çık git seni bir daha böyle yerlerde görmeyeceğim, Hasan Baykara’ya yakışır mı?” dedi. 1 sene sonra annemler memlekete Erzin’e gitti.  Ben de tahta çanta ile yola koyuldum İstanbul’a Gazetecilik Okulu’na gitmeye. Liseden tasdiknameyi de aldım İstanbul Taşkasap’da okula (Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi) yola koyuldum Ege Gemisi’ne binerek ve bir hatıra fotoğrafı çektirdim.  Tuğla taşırken kazandığım paraları okul masrafı yaptım. Ve evin haberi yok. Okulda arkadaşlarımız oldu Erdoğan Adak vesilesi ile “Yeni İstanbul” gazetesiyle tanıştım. Abimin Kore’den getirdiği fotoğraf makinası vardı tabi foto-muhabir ihtiyacı olunca beni davet ettiler. 2 makinam vardı işte o makinalardan biri ile çekmiştim Said Nursi’yi.  Çok iptidai (ilkel) bir makine yani. Hem öğrenciyim hem çalışıyorum okulun pansiyonunda kalıyoruz. Para biriktiriyoruz. Ayda 150 lira   Nefis hakimiyeti irade çok çalıştım bu konuda geçinmeyi başarmak için. Ailemden destek almadım. Biz 8 kardeştik evdeyken de hep idare etmeye çalışmayı öğrendim çünkü babam tek maaştı. Ekonomi zordu üzülürdüm onu için yük olmak istemedim sonrasında da.

Bir parantez açmak isterim bence tek maaşlı ailelerin çocukları daha hazır oluyor hayata. Mücadele güçleri oluyor. Tek maaşlı memur çocuğu olarak öyle hissediyorum ben de. Hayata çabuk atılmak, ekonomiye destek olmak olamasa bile kendi masrafını çıkarmakla ilgili üstün gayretleri oluyor diye düşünüyorum.

Tam da dediğini şekilde. Gazetenin sahibi Habib Edip Törehan ve İsviçre’de yaşıyor. Hürriyet’te o dönem çıkmıştı. Yahudi sermayeli diye bir ayak oyunu oluyor o dönemde Yeni İstanbul Gazetesi ile ilgili. Ben logosu kırmızı olduktan sonra orada çalışmaya başladım. Ama trajı düşük, mali ortam iyi, ödemeler düzenli. Birçok yatırımı var. Her gün uçakla günlük yumurta meyve gidiyor Edip Beye ve gazeteyi de takip ediyor. Küçük bir gazete olmasına rağmen düşünün biz de teleks de var. O gazeteyi istemiyorlar Hürriyet yeni açılmış. Mehmet Biber, Ara Güler onlar abilerimiz Yeni İstanbul’dalar. Ara Güler arada bir gelirdi gazeteye. Ben tüm büyüklerimin dediğini ses çıkarmadan yapardım.

-Said Nursi fotoğrafını Yeni İstanbul’da iken çekmiştiniz değil mi? O günü anlatır mısınız biraz .

2 Ocak günü. Cağaloğlu’ndan çık Çemberlitaş. Pierre Loti Hoteli’nde çektim o kareyi. O fotoğrafı çekince yer yerinden oynadı ve bütün gazeteler peşime düştü. Ben o zaman Said Nursi’nin kim olduğunu dahi bilmiyorum ben işimi yaptım. Bu çekilecek dedim bir asker gibi planlama yaptım ve çektim. Tabi sonrasında öğrendim onunla ilgili yazılar okudum. Hayali olaylar değil gerçeğin üzerine gitme hep bu şekilde yaşadım.  Fotoğraf çekildikten 45 gün sonra öldü Said Nursi. Habere giderken hem istihbaratın verdiği görevleri yerine getirir hem de yolda gördüklerimizi çekerdik. Böyleydi eskiden. Düşünün Yeni İstanbul’da Yazı İşleri Müdürü kim Tarık Buğra, Murat Bardakçı’nın babası İlhan Bardakçı, Orhan Koloğlu, Sulhi Daran gibi isimler.  Ali Karakurt mesela hepsi orada polis emniyete bakardı. Bir elinde torbası 35’lik rakısı, diğer elinde kâğıt kalem. 25 saat içerdi.  Hepsi işinde ehli insanlardan oluşan bir ekip. Şişhane’ de 6 katlı bir binadaydı Yeni İstanbul Gazetesi.

Birçok darbe gördünüz gerilim hattını yaşadınız. İnsanların heba edildiği zamanları gördünüz. Biraz Yeni İstanbul’un Türkiye basınına katkıları konusunu da açabilir miyiz?

Evet 27 Mayıs da askerdim ama tüm yaşananları gördük. Yeni İstanbul’da Mösyö Kenda aşağıda çalışıyor. Gazeteye girince isimlik, kart basma gibi modern bir sistem var. 6. Katta fotoğrafhaneye çıkıyoruz merdivenle. Bir gün merdivende bir yaşlı adama “İyi günler efendim” dedim. “Siz bu gazetede mi çalışıyorsunuz” dedi. Adımı söyledim. “İyi çalışın çalışın” dedi. Mösyö Kenda onu uğurladı. O’nun Habip Bey olduğunu sonradan öğrendik gazetenin sahibi yani. Bina temiz çalışanlar pırıl pırıl. Mösyö Kenda ESES subaylarından Habib Bey’de Almanya’da İktisat okumuş oradan tanışıyorlar. Gazete o disiplinle yönetiliyor.  Okul arkadaşı Hitler’e de yakınmış kim o. Ludwig Erhard Maliye Bakanı. “Mucizevi Bakan” Ve Türkiye’ye ilk rötatifi getiren de Habip Edip Törehan’dır. Adam, Zürih’ten günlük fotoğraflara makaleleri okuyor ve imzamdan tanıyor beni de.

Ve Hürriyet macerası 1965 de başlar. 27 Mayıs sonrası özgürlük ortamı “Toplu Sözleşmeler” Askere gidince gazete, gazetecinin yani fikir işçisinin maaşının yarısını ödüyor. Askerlik böyle geçti hiçbir teklifi cevaplamadım, kırmak istemedim Yeni İstanbul’u. Askerlik dönüşü Necati Zincirkıran Hürriyet Yazı İşleri Müdürü, Muammer Kaylan’da Hürriyet Haber Ajansı Müdürü idi. “Pılını pırtını topla gel” dedi. Ve Hürriyet dönemi başladı benim için. Ve Ankara’ya gittim. 150 liradan 1100 liraya geçtim. 28 yıl Hürriyette çalıştım.

-İki kurumda geçen bir meslek hayatı. Hiç pişman oldunuz mu foto muhabir olduğunuz için? Havacı olsaydım dediğiniz oldu mu? Ve halen fotoğraf çekip yayınlıyorsunuz günceli nasıl takip ediyorsunuz?

İçimden geçirdim, kulağım duysaydı olabilirdim. Ama pişmanlığım da olmadı ben hep atak bir insandım foto muhabirlik hareketli bir hayat sundu bana.  Bir kitap çıkaracağım kitap Ankara’da şu anda. Ankara Gazeteciler Cemiyeti çıkaracak Mustafa Tuncel hazırladı. Atatürk hariç tüm cumhurbaşkanları ile çalıştım fotoğrafladım hepsi siyah beyaz. Hikayelerini hazırladık. Balkon resimlerini istediler. Ayın çeşitli halleri, güneş doğarken çektiklerimiz de var. Beş soruya cevap veren fotoğraflar. Kendimi halen sorumlu hissediyorum. Sabahleyin whatsApp mesajları atıyorum hep aynı kareler ya da paylaşımlar değil. Onları seçerek yayın yapıyorum. Bir gün önceden hazırlayıp 300 kişiye gönderiyorum. Sökmen Baykara seçkisi sunuyorum. Fotoğraf, müzik, hikâye. Youtube’ de hayvanların komik görüntüleri mesela seçiyorum. Yayıncılığa devam ediyorum tabi. Kendimi halen gazetede çalışıyormuş gibi hissediyorum o inançla hareket ediyorum.

-Tarihte bir yolculuğa çıkmış gibiyiz sizinle sohbet ederken. Gençlere fotoğraf çekmek isteyenlere genç gazeteciler ne dersiniz son olarak.

Fotoğrafla ilgili olanlara genel olarak okumalarını araştırma gücünü hep diri tutmalarını öneriyorum. Tavsiyem şu; fotoğraf özettir, olayı özetlemek anlatmak gerekir. 100 kareden biri seçilir özetlemek olayı iyi bilmek gerekir. Gazeteci arkadaşlarıma en büyük tavsiyem ise , eyvallahız olsunlar, kimseye eyvallah etmesinler. Bunu kibar bir şekilde yapsınlar ama kimseyi kırmasınlar, duruşları olsun. Güzel bir sohbetti çok teşekkür ederim.

-Sizin gibi bir meslek büyüğü ile sohbet etmek benim için bir onurdur ben teşekkür ederim.

Son Yazılarım

Kartalkaya

Kartalkaya

Olguları karartan algı operasyonları Kara karışan is kokusu ile Kartalkaya “Bizim Büyük Çaresizliğimiz”  Barış Bıçakçı’nın eserinden uyarlanan ve erken yaşta kaybettiğimiz önemli sinemacılardan Seyfi Teoman’ın yönetmen koltuğunda olduğu filme atıfla içim yanarak bir...

Şiir Anneye 2 – Nilüfer Belediyesi

Şiir Anneye 2 – Nilüfer Belediyesi

-Leben-                                                                                                                                    Antalya,10.08.2021 Merhaba şiir anne, Yazarak olmaya ve oldurmaya çalışmak bir tercih meselesi. Bu tercihte bulunanlar bazı...

Şiir Anneye – Nilüfer Belediyesi

Şiir Anneye – Nilüfer Belediyesi

-Leben-                                                                                                                                  Antalya,10.08.2021 Merhaba şiir anne, Kahvemi almak için mutfağın yolunu tuttum. O şifalı dizeleri okurken suyun kaynamasını...

Manavgat ve İs Kokusuna Karışan Acı

Manavgat ve İs Kokusuna Karışan Acı

  Yüzyılın tehlikesi küresel ısınma her gün başka şekillerde başka afetlerle yüzünü göstermekte. Aşı ve mülteci karşıtları arasında sıkışıp kaldığımız +40 derece sıcakta yaşam mücadelesi sürerken, ülkenin dört bir yanından yükselen alevlerle sarsıldık. 17 ilde 58...

Elif Mir – Hayat Dergisi

Elif Mir – Hayat Dergisi

  Basın danışmanı gazeteci meslektaşımız Elif Mirmahmutoğlu’un sizlere tanıtmak istiyoruz. Güler yüzlü ve çalışkanlığı ile meslektaşları arasında da sevilen ve takdir edilen Elif Mirmahmutoğlu’nun bilinmeyen yönlerini ve mesleğe dair her şeyi sizler için...

Yaşayan antik kent Kaleiçi, hikayelerini anlatıyor

Yaşayan antik kent Kaleiçi, hikayelerini anlatıyor

Antalya’da Muratpaşa Belediyesi, Kaleiçi’nde gündelik yaşamın tarihini sandıklardan çıkardı,özel bir belgesel çalışmayla bugüne taşıdı. HafızaMekanları ve Kültürel Miras-Antalya Kaleiçi Evleri projesiyle yaşayan antik kentte evlerin tarihinin anlatıldığı çalışma, 7....

Yavşaklık Virüsü

Yavşaklık Virüsü

  Çok efendi, harika bir çocuk tanıyordum. Uzun süre görmeyince ortak bir tanıdığıma sordum. “Hiç sorma” dedi tanıdık; “seninki çok değişti, yavşaklarla takıla takıla, yavşağın teki oldu.” Yavşak bit yavrusu demek. Argodaki kullanımını nasıl tarif edebilirim:...

Islak Çorap Kokan Bir Odadayız

Islak Çorap Kokan Bir Odadayız

Hikâyeye uzaktan bakmak istediği dönemleri olur insanın. Günlük telaşın altında ezildiği veyahut stresin yarattığı tozları halının altına süpürdüğü günleri, yılları olur bazen insanın. Ama toz bulutu gün gelir artık halının altına sığmaz olur. Islak çorap kokan bir...

Yaşa Yaşa Gör Temaşa

Yaşa Yaşa Gör Temaşa

Türkiye basın tarihinde son 20 yıl ve makbul olan gazeteci tipi Kuzey Avrupa’da yaşamadığımız için adrenalin bizim için çay gibi bir şey. Günde 12 doza yakın adrenalin almazsak ruhumuz azapta. Çanlar çalmaya devam ediyor virüs Türkiye tipi yayılmacı haliyle AVM’lerde...

Turnusol Kağıdı

Turnusol Kağıdı

Turnusol kağıdı AİHM ve Barolar Bazen bazı olaylar turnusol kağıdı işlevi görür. Günlük hayatımızda da sıkça yaşarız da sonradan fark ederiz aslında olup biteni... Canımlı gülümlü ileri derece samimi bir akraba ya da arkadaştan bir gün borç istemeye gör ya da hak...

Sosyal Medya