UMUT ARAZ – DİRENÇ RÖPORTAJLARI 8 

Fikriye’den umuda doğru bir mücadele öyküsü

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde hayatını mücadeleye adamış bir kadınla buluştum. Antalya Kadın Müzesi sanal bir müze. Son yıllarda gelişen teknoloji ile önemi bir kez daha artan Kadın Müzesi, her yıl kente ve topluma öncülük yapan, kadının toplum içindeki rolünü geliştiren kadınlara ödül veriyor. Türkiye’nin ilk kadın arkeoloğu olan Prof. Dr Jale İnan’ın adına verilen yılın kadını ödülünü bu yıl, emekli hemşire olan ve kurduğu Yardım Gönüllüleri Eğitim ve Proje Derneği (YAGEP) Başkanı Umut Araz aldı. Danışma Kurulu’nda yer almaktan mutluluk duyduğum müzede bu yıl da bir başka öncü kadını yakından tanıdık böylelikle. Manavgat yangınında kurduğu gönüllü ordusu yardıma koşan Araz; evsizlere, şiddet mağduru kadınlara elini uzatan kocaman yüreğe sahip kadınlardan biri sadece. Fikriye olan ismini kendisine yurt hayatında ışık olan kadınlardan esinlenerek 18 yaşında  ‘Umut’ olarak değiştiriyor. Ve umutla umut dağıtarak yol alıyor yaşamı boyunca. Direnç ismine tam da uygun bir yaşamı olan Umut Hemşirenin gözündeki ışığa ve enerjisine hayran olmamak ise mümkün değil. Ödülünü sağlık emekçilerine adayan ve tüm kız kardeşleri adına aldığını söyleyen Kibar Hanımın zarif ve özel ruhlu kızı Umut Ayaz’la hayatı mücadeleyi direnme öyküsünü ve dernek çalışmalarını konuştuk. Evet, yaşam biçimini insanlara faydalı olmak üzerine kurgulayan Araz, tam bir direnişçi.

Son yıllarda artışlar olsa da gönüllük bilincinin zayıf olduğu bir ülkedeyiz. Sizin yardım çalışmaları ile buluşmanız nasıl oldu? Nasıl başladı bu serüven bize biraz anlatır mısınız?

Ben kız kardeşlerimle büyüdüm biyolojik erkek kardeşlerim var. 6 erkek kardeşin tek kız kardeşiyim. Yetiştirme yurdunda ise kız kardeşlerimle büyüdüm. Bir kere ben doğanın, evrenin, her şeyin dişil olduğuna inanan bir insanım. Ablam vardı ben küçükken 8 yaşında iken lösemi oldu. Bir dönem ablamla ben yalnız kaldım, ona bakmak durumunda kaldım. Kardeşlerim yetiştirme yurduna verilmişti. Abilerim eve gelmiyorlardı. O dönem bakıcı olmak şefkat gösterme duygumu geliştirdi diyebilirim. Hayatta bütün dezavantajlı grupların kaderini yaşadım. Engellilerle ilgileniyorum. Engelli bir çocuktum 7 yaşında yürüdüm. Yurttan çıkan çocuklarla ilgileniyorum yetiştirme yurdundan çıktım. Şiddet gören kadınlarla ilgileniyorum çünkü çok yoğun şiddet yaşamış bir annenin kızıyım. Kimsesizlerle ilgileniyorum yüreğimin evsiz olduğuna inanıyorum. Kız kardeşlerimi kadınları çok önemsiyorum. Mars’ın bile dişil olduğuna inanıyorum. Üretenin dişil olduğuna inanıyorum dünyada halen kadın hakları konusunda alınması gereken çok yol var o yüzden ödül alırken ödülümü onlara adadım.

Siz ödül alırken ben şöyle düşündüm. Aslında hepimiz kendi yaralarımızı sararak başka yaralara merhem olmaya çalışıyoruz. Bana bazen soruyorlar ‘Neden bu kadar kadın meselesi ile ilgili yazıp çiziyorsun? Teyzemin düğün fotoğrafına bakıyorum mesela küçük yaşta gelin olmuş. Aslında annelerimiz, halalarımız o kader motifi bugün ki olduğumuz kadını, duruşu oluşturuyor. Şu an konuşulanların geçmişte konuşulamamış olması insana bir rolü beraberinde getiriyor öyle değil mi? Siz 30 yıl hemşirelik yaptınız o zamanda içinde miydiniz bu tip çalışmaların?

Evet çok haklısınız. Kader motifimiz çok belirleyici. Ben çalışırken de faaldim. 2011 yılında sosyal medya örgütlenmesi ile başladık ve yetiştirme yurdundan çıkan çocuklara hayatlar kurduk. Çocukların 18 yaşından sonra meslek sahibi yaptığı bir yasa var iş başvurusu var ama 18 yaşından sonra nerede bekleyecek haberi. Nerede beklesin hangi evde hangi aile ile? Biz bunu fark ettik. O arada çok heba olan pavyona düşen başka yollara sapan gençler var. Sonra mahalleleri gezince baktık kadınlar çok zor durumda. Ezilmiş kadınlar, çalışmayan kocalar, sığınma evinden çıkan kadınlar.

“Emeğin eşit olmadığı yerde kutsallık yoktur”

Sözünüze şöyle bir ek yapmak isterim. Son zamanlarda kadınları daha çok çalışmaya zorlayan nasıl çalışmayabilirim diyen erkek sayısı arttı gibi. Bana bakacak bir kadınla nasıl evlenebilirim diyenler var. Kadının gücü arttıkça yükü de aynı zamanda arttı. Hem dışarda hem içerde çalışan kadının işi zorlaştı. Katılır mısınız?

Evet sonuna kadar katılıyorum. Antalya Kepez bölgesinde çalışıyorum kahvehaneler ağzına kadar dolu. İşe giden kadın gidiyor gidemeyen evde örgü mü öreyim nasıl para kazanayım diye düşünüyor. Ya da dilenci kültürü gelişiyor. Kadın alıyor telefonu o grup bu grup yardım istiyor. Kadının yükü inanılmaz arttı çalışırken o gücünün bilgeliğinin farkında olamayan kadın bir de kendine bir erkek yükü aldı. O nedenle biz kadınları eğitmeliyiz. Ben kadınlara yardım ederken emeğin çok yüce bir değer olduğunu anlatıyorum. ‘Ama bu emeğini sömürttürme diyorum. Sen evde tırnak içinde asalak bir kocaya bakmak zorunda değilsin’ diyorum. Kadın emeği üzerinden bir sömürü var. Feodal erkek eskiden ben sana bakarım derdi. Şimdi erkekler git çalış diyor. Ama ev işini de sen yap, onu sen yap diyor. Kadını güçlendirin diyorum bunları anlatıyorum. Yardımları terapilerle destekliyorum. Kadının kendini sevmesi için destek olmaya çalışıyoruz. Bu çok önemli.  Kutsallaştırılan evlilikleri sorgulamak gerek emek sömürüsü varsa orada bir kutsallık olamaz.  Eşit ilişki varsa demokratik alan varsa evlilik kutsal olur. Hem güzel görünsün hem içerde hem dışarda çalışsın erkeğin gönlünü yapsın böyle bir kutsallık olamaz. Emeğin eşit olmadığı yerde kutsallık yoktur.

Sosyal medya sürekli yaşanan kadın cinayetleri televizyonlarda sürekli mağdur olan kadınlar. Bu konuda nasıl düşünüyorsunuz?

Dijital medyanın gelişimi ile farklı bir düzen ortaya çıktı. Örneğin Ukrayna’da savaş var. Çok acımasız zamanlar yaşanıyor. Sosyal medyada ise Ukraynalı kadınlar gelsinler başımızın üstüne diyebilen eril kötü zihniyetli tipler var. Ya da paylaşımların çoğu kadının güzelliği üzerinden para kazanan dev sektörler, kadının aklına bilincine yapılan yatırımlar artırılmalı oysa. TV programı hepsi kadın üzerinden. Kadın mutfakta vs hep kadın üzerinden. Çıtayı aşağıya çeken programlar var. İnsan üzerinden yayınlar yapılmalı. Kadın benim ülkemde bir meta olarak görülüyor halen 2.planda bence. Kadınlar kendilerini ne kadar çok geliştirse de o feodal yapı hücrelere yerleşmiş tabi. Sığınma Evin deki kadınlarda ‘Stockholm Sendromu’ nu görmek mümkün. Bıçaklanan kadın o adamı yeniden arayabiliyor. Bu ülkede ruh sağlığı bileşenlerinin çoğalması lazım. Öğrenilmiş çaresizlik diye bir durum var. Sağlıkçı olmama rağmen psikoloji okudum, sosyoloji okudum bir dernek başkanı olarak. Bir psikogun alacağı bütün eğitimleri aldım. Neden? Karşınızdaki kadını çözebilmek objektif yaklaşabilmek çok önemli. Öğrenilmiş çaresizliğini sevgisizlikten olduğunu anlatmak doğru yönlendirmek çok önemli. Ne yazık ki; bizim ülkemizde kız çocukları çok sevilerek büyütülmüyor. Kız anneye babaya bakar vefalıdır. Anneye babaya bakar garanti bakış açısı. Yeni bir nesil var. Z kuşağı diyoruz. Kadın bilincini ülke bilincinden ayrı düşünemeyiz.

Derin bir yoksulluk yaşanıyor ülkemizde yaşam şartları her geçen gün daha ağır. Antalya ‘da bu yoksulluğun derin manzaralarını içinde barındırıyor görünen bilinen yüzünün arkasında bir de hüzünlü manzaralar var değil mi?

Elbette sahilden biraz uzaklaşın görürsünüz. Bir Varsak, bir Şafak Mahallesi var. Ahırdan bozma evlerde yaşamaya çalışanlar var. Sadece deniz kum güneş oteller değil bu kent. Lara değil sadece Antalya. Dernekçilik sadece kokteyllerden yardıma ihtiyacı olanlara bakmak değil. Dokunmak sokağın içinde mücadele etmek. Mütevazi bir hayat yaşıyorum. Hayatımın büyük bir kısmını evsizlerle yardıma ihtiyacı olanlarla geçiriyorum. Onlarla olmayı tercih ediyorum. Çünkü oralar kıymetli tabi bursta verilebilir görmeyeyim diyebilirsiniz. Ama dönüştürmek o kadar önemli ki. Bana kalırsa hayattaki en önemli değer birilerini dönüştürmüş olmaktır. Kültürü çözümlemek mühim. Ben kahvehane basmış insanım. Gidip eşlerine hesap soruyorum. Kadın evde Shakira kemeri yapıp para kazanmaya çalışırken erkeğin kahvede okey oynaması yakışıksızdır. Dizi dizi oturan adamlar. Suriyeliler işçi oluyor diyorlar bir de. Suriyelilere laf söylüyorlar. Ama o adamın ihtiyacı var. Senin de ihtiyacın var sen neden çalış mıyorsun?  Diyorum o erkeklere

Göçmenlik meselesi var tabi bir de. Suriyelilerin sayısının artması iş ortamlarında yer almaları ve zaman zaman gördüğümüz hücrelere işleyen ırkçılık meselesi. Onların hor görme durumu. Bu konudaki gözlemleriniz ne yönde?

O kadar entegre bir mesele ki bu. Yani şimdi Suriyeli adam neden ülkesini bıraktı savaş vardı kaçtılar mecbur kaldılar. Sen de çok eğitimli değilsin ama sen savaştan kaçmış adamı aşağılıyorsun sonra da ikiyüzlülükle tabela astı işyeri açtı diyorsun. Asar da yapar da adam çalışıyor çaba gösteriyor. Dünyada en kutsal değer üretmektir. Üreten insanın kimliğini kökenini sorgulamaya kimsenin hakkı yoktur. Hele ki, el ense yatan birinin buna hiç hakkı yoktur. Savaştan kaçmakta aşağılık bir şey değildir. Militarizme karşıyım. Benim de bu ülkede tepeme bombalar düşse bende kaçarım. Bu yüzyılda savaşlar nükleer silahlarla yapılıyor. Ukrayna’ya yazık ama ya Filistin? Oraya oradakilere yazık değil mi? Bir iki yüzlülük var. Cehalet jöle gibi girdiği formu alıyor.  O yüzden yardımların dışında ona ek olarak eğitim vermek çok önemli.

Kadın nasıl güçlenir? Bu güçlenme yolculuğunda neler yapmalı?

Kadın üretirken güçlenir. Ki aslında Türkiye’deki tüm kadınlar güçlüdür o gücü keşfetme süreci mühim. O gücü bulmaları için yardımcı olmak. Üretemeyen kadın kendisini sömüren erkeği hayatından çıkaramaz. Mahkemelerle baş eden bir kodu kıran üretmeye başlayan çok güzel kadınlar da var. O kadın bir zinciri kırıyor. O’nun yetiştirdiği çocuklar başka bir dünya kurabiliyor. Eril zihniyeti kıran çocuklar yetişiyor. Gelecek kuşaklardan umutluyum. İyi aktivist oluyorlar güzel fikirleri var onlara kimse feodaliteyi dayatamaz.  Ben ömrü boyunca öldüresiye dayaklar yiyen bir annenin kızıyım ama benim kızım o feodal yapı ile büyümedi ve farklı bir kadın oldu. Gelişim bu şekilde olur. Bir kadın amcasına dayısına hesap vermemeli akrabalık bağını çok feodal buluyorum. Kadın dik bir şekilde durmalı. Akrabalar ne der fikrini aşmak lazım.

Bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz. Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?

Akademisyen kadınların arasında bile şiddete uğrayan kadınlar gördüm. Farklı sosyal düzeylerde yaşanan bir sürü yaralayıcı hadise var, yaralar var. Enkaz gibi ortamlar var ama ben yaralarımı sararken o da benim yaralarımı sarıyor. Kadının kadını ne kadar güzel dönüştürdüğünü gördüm. Bu yüzden dönüşüme katılalım diyorum. Türkiye de kadın hareketi de güzel gidiyor işte bu yüzden. Kadınlar bunu gördü. Sloganlarımızda hep şunu demeliyiz “Eril zihniyete, patriarka hayır” Hayatın her alanında emek veren tüm kız kardeşlerimizin gününü kutluyorum. Kendilerini sevme şefkat gösterme yolculuğunda ışık ve başarı diliyorum. Ben de teşekkür ediyorum.

Son Yazılarım

Kartalkaya

Kartalkaya

Olguları karartan algı operasyonları Kara karışan is kokusu ile Kartalkaya “Bizim Büyük Çaresizliğimiz”  Barış Bıçakçı’nın eserinden uyarlanan ve erken yaşta kaybettiğimiz önemli sinemacılardan Seyfi Teoman’ın yönetmen koltuğunda olduğu filme atıfla içim yanarak bir...

Şiir Anneye 2 – Nilüfer Belediyesi

Şiir Anneye 2 – Nilüfer Belediyesi

-Leben-                                                                                                                                    Antalya,10.08.2021 Merhaba şiir anne, Yazarak olmaya ve oldurmaya çalışmak bir tercih meselesi. Bu tercihte bulunanlar bazı...

Şiir Anneye – Nilüfer Belediyesi

Şiir Anneye – Nilüfer Belediyesi

-Leben-                                                                                                                                  Antalya,10.08.2021 Merhaba şiir anne, Kahvemi almak için mutfağın yolunu tuttum. O şifalı dizeleri okurken suyun kaynamasını...

Manavgat ve İs Kokusuna Karışan Acı

Manavgat ve İs Kokusuna Karışan Acı

  Yüzyılın tehlikesi küresel ısınma her gün başka şekillerde başka afetlerle yüzünü göstermekte. Aşı ve mülteci karşıtları arasında sıkışıp kaldığımız +40 derece sıcakta yaşam mücadelesi sürerken, ülkenin dört bir yanından yükselen alevlerle sarsıldık. 17 ilde 58...

Elif Mir – Hayat Dergisi

Elif Mir – Hayat Dergisi

  Basın danışmanı gazeteci meslektaşımız Elif Mirmahmutoğlu’un sizlere tanıtmak istiyoruz. Güler yüzlü ve çalışkanlığı ile meslektaşları arasında da sevilen ve takdir edilen Elif Mirmahmutoğlu’nun bilinmeyen yönlerini ve mesleğe dair her şeyi sizler için...

Yaşayan antik kent Kaleiçi, hikayelerini anlatıyor

Yaşayan antik kent Kaleiçi, hikayelerini anlatıyor

Antalya’da Muratpaşa Belediyesi, Kaleiçi’nde gündelik yaşamın tarihini sandıklardan çıkardı,özel bir belgesel çalışmayla bugüne taşıdı. HafızaMekanları ve Kültürel Miras-Antalya Kaleiçi Evleri projesiyle yaşayan antik kentte evlerin tarihinin anlatıldığı çalışma, 7....

Yavşaklık Virüsü

Yavşaklık Virüsü

  Çok efendi, harika bir çocuk tanıyordum. Uzun süre görmeyince ortak bir tanıdığıma sordum. “Hiç sorma” dedi tanıdık; “seninki çok değişti, yavşaklarla takıla takıla, yavşağın teki oldu.” Yavşak bit yavrusu demek. Argodaki kullanımını nasıl tarif edebilirim:...

Islak Çorap Kokan Bir Odadayız

Islak Çorap Kokan Bir Odadayız

Hikâyeye uzaktan bakmak istediği dönemleri olur insanın. Günlük telaşın altında ezildiği veyahut stresin yarattığı tozları halının altına süpürdüğü günleri, yılları olur bazen insanın. Ama toz bulutu gün gelir artık halının altına sığmaz olur. Islak çorap kokan bir...

Yaşa Yaşa Gör Temaşa

Yaşa Yaşa Gör Temaşa

Türkiye basın tarihinde son 20 yıl ve makbul olan gazeteci tipi Kuzey Avrupa’da yaşamadığımız için adrenalin bizim için çay gibi bir şey. Günde 12 doza yakın adrenalin almazsak ruhumuz azapta. Çanlar çalmaya devam ediyor virüs Türkiye tipi yayılmacı haliyle AVM’lerde...

Turnusol Kağıdı

Turnusol Kağıdı

Turnusol kağıdı AİHM ve Barolar Bazen bazı olaylar turnusol kağıdı işlevi görür. Günlük hayatımızda da sıkça yaşarız da sonradan fark ederiz aslında olup biteni... Canımlı gülümlü ileri derece samimi bir akraba ya da arkadaştan bir gün borç istemeye gör ya da hak...

Sosyal Medya