İki yarım bir tam yaşayıp gidiyoruz işte dedi filmde. Protez bacağını çıkarıp bir kenara koyan Mirsad. Mirsad Bosna Hersek’te işte o civarlarda çokça konulan bir isim Mirsad. Güzel de isim esasen. Bosnalı Mirsad. Bosna bizden Bosna biraz bizden dünü bizde günü orada yakın ama uzak. Uzak ama yakın işte biraz yarım. Yarım kalmışlığın hikayesi idi “Annemin Yarası” ..Yarım kalmış kötürüm bir kadının yarasına merhem olmaya çalışan yarımlığını o kadın ile tamamlayan Mirsad’ın protez bacağı idi belki de filmin anlatıcısı… 1990’lar Bosna , savaş acı, yarım kalmış hikayeler yarım kalmış hayatlar … Yarımlığın tam kıldığı gözyaşları ve acının yüzde donup kaldığı zamanlar. .. “Yarımlık hissi” “Yarımyamalak” “Yarınyarım”… İçimiz bir deniz elbet her hissi barındıran içimiz bir deniz dalgalı durgun su bulanık bazen berrak. Hissettiklerimiz; yaşamımız ,günümüz ,dünümüz, anımız, anda olmayanımız, gidenimiz, kalanımız, yalanımız, hissettiklerimiz, yaşamımız.
Hevesle alınan bir müzik aletiniz olmadı mı? Bir süre en sevdiğiniz olarak yanınızda taşıdığınız. Her konunuzun arkadaşınızla her sohbetinizin içinde en baş köşeye kurulmadı mı? Bir oyuncağınız mesala ,mesala evdeki bir koltuğunuz ya da bisikletiniz , arabanız… Çok istediğiniz ve düşlediğiniz bir olay bir durum bir pozisyon. Çok istediğiniz bir insanla arkadaş olmak mesala.. Bir süre ısrarla evrenden dilediğiniz bir şeyin hakikate bürünmesi işte. Evet evet o duygudan bahsediyorum. Gökyüzünün en parlak yıldızına dokundunuz da dokunmak için dokuz doğurdunuz da, Dokunmanın tadını çıkardınız mı? Yoksa o dokunuşa kadar yaptığınız yol nedeniyle aldığınız kilometreyi hesaplamaktan mı yorulmuştunuz o sırada.. O sırada sırra kadem mi basmıştı acaba ruhunuz dokunma isteğiniz kül mü olmuştu? Yolu tamamlamak ve ulaşmak ..Ya da yarı yolda tıkanıp kalmak …Elbet yoldur hayat ama her yarımı birleştirince bir tam olur mu?
Ruhum tam aslında tüm yarımlıklarım bir bedende bir kalpte bir bütünü oluşturuyor. Sadece kalbi ile bakabilenin görebildiği bir de benim içime mikroskopla bakıp ne güzel bir bütünlüktür bu his diyebildiğim. Kalabalık caddelerde kimsenin birbirinin yüzüne bakmadığı kulakların kapalı gözlerin kör dillerin lal olduğu toplu taşıma araçlarında .. İnsanlar sanal yalnızlık acısı çeken arkadaşlarına teselli cümlelerini kısaltmaya çalışır iken 360 açılık derecedeki acıları 160 karaktere sığdırmaya çalışırken sen tüm uzuvların yerli yerinde bir bütün görünümünde yarım bir suretle adımlarsın kimsecikler görmez. Banka bankolarında yanan numaraları izlerken içindeki yarımlıkların sayısını unutursun da kimseler bilmez. Her mekanda bir yarınız bir yarımınız kalmış olabilir. Bir dosta edilmemiş veda , bir dosttan kahve fincanı içinde gelen bir miktar zehir. Ama zehirinizi nasıl içerdiniz? Diye artık kentleri saran zincir zincir ülkeye yayılan kahvecilerin hizmet personeli .. Bin çeşit kahve vardır ve bin ayrı şekilde içilebilir.
Siz orada eski alışkanlıklarına bağlı tavrınızı korursunuz. “Orta lütfen” diyerek. Oysa karşınızdaki arkadaş görünümlü canlı size zehirini akıtmaya gelmiştir de. Onun adı “Kahve içelim mi?” olmuştur. Orada bir yarınız kalır. Bir yarınız o masada öylece kalır hiç beklemediğiniz kadar canınızı yakan o arkadaş artık arkadaş olma ünvanını da o masada bırakır sizin yarınızla birlikte kalkar ve gider. İşte siz sonra o AVM ye her gelişiniz de (ki bu kahve zincirleri genellikle AVM giriş katlarında yer almaktadır) o masaya her bakışınızda kalan bir parçanızı orada görebilirsiniz. Bir gün onunla birlikte konserler vermeyi sahnelerde ışıl ışıl parlamayı düşlediğiniz o müzik aleti ile düşleriniz yarım kalabilir. Çocuklara has o öğrenme hevesi ve dönemin popüler müzik aletlerinden birini çalmanız ve bir süre sonra o müzik aletinin sizin ruhunuza ait olmadığını keşfetmeniz ile bir parçanızı orada bırakmanız olasıdır … Doğduğu günden olduğu güne kadar insanoğlu eksilerek gelir aslında eksile eksile tama doğru yol alır.. Yolculuğun özü de budur esasen.. Eksilmek ve eksiltebilmek … .
Harcının güven olduğunu düşündüğün bir duvarın esasen kin intikam ve hırs karmasından çimento ile örüldüğünü ve bu örülüşün pare pare çözüldüğünü izlemektir eksilmek.. Yarım kalmak.. Yarım kalmak seninle bir şekilde düşlerinde ortak paydaları oluşturan bir insana uyarı sinyalleri göndermek ama iletim raporu gelmeden iletildiğini farz ederek dönüp arkanı çekip gitmektir… Yarım bırakmakta yarım kalmaktır. Her çekip gidişin sen de eksilişin bir kademesini oluşturduğunu yolda anlarsın , yolda su içerken matarandan yolda anarsın eksilttiklerini ,yalpalarsın ama yol alırsın. Yarımlık hissiyatı ince bir sızıdır bazen bütüne çıkışın son virajında derin bir bıçak yarasıdır bir ameliyat sancısıdır. Severek aldığın bir defteri son yaprağına kadar yazabileceğini düşünüp o defteri kaybetmektir , reçelin kaymaktan önce bitmesidir kahvaltı sofrasında. Sabahın öğlene yakın demlerinde ki o saatler 10.00 ile 11.00 e tekabül etmektedir. O saatin ziyafeti olacak karışık tostu yapmaya teşebbüs edip te buzdolabını açtığın zaman sucuğun yanında kaşarı göremeyince yüzünün aldığı o donuk ifadedir yarımlık hissi.
Yarım yamalak ruhlarda tam bedenler içinde yalınayak yalnızlıklar içindeyiz. Yarınlarda sana yara olacak yarımlığına yarım saat ayırıp düşünecek vaktimiz yok bizim. Biz tam zamanlı uzun maraton görünümlü seri bir zaman tüketimi içinde içimizdeki yarımlıklardan yana yana kaçıyoruz. Reçel kaymakla güzel olsa da reçele abanıp susuzluğa davetiye çıkarıyoruz. .. Kör sağır dilsiz dijital hapishanelerde bütün bütün mesajlarla kendimizi kandırma rolünün hakkını veriyoruz kendimizce. Yara olan yarımlarımıza pansuman yapmak yerine Mirkelam dinliyor Asuman arıyoruz.
Mirkelam aslında hayatımıza koşarak girenlerden ki dijital çerçevelerde yaşayan ve dijital hapishanelere doğan bir kuşağın hayatına hiç girmemişte olabilir. P Mirkelam “Geçip giden zamanları uuu bir yerlerde bulsam , sonra üzülsem , yalnızlığıma üzülsem.. …” diyordu sonra işte ASUMAN.. pansuman.. esasen pansuman yapmadan yara üstüne yara alarak yarımlarımızı kara deliklere çevirmek konusundaki başarımız takdire şayan… O yüzdendir ki içimizdeki denizler de fırtınalar düzenli şekilde varlığını sürdürüyor. Sevene yaşattıklarımızın kat be at fazlasını sevilenin bize faturalandırılması her yarım bıraktığının önüne bir gün çıkıp gelmesi içinde bir yerlerde seni ıssızca kemiren tamamlanmamışlık duygusu. İşte sana tam tamına bir yarımlık faturası. Kuruşu kuruşuna doğru bir T cetveli.










