Yayınlanmış
Yazılarım
Cesaret Nedir?
Yoğun ve yorucu günlerin içinden geçerken ‘cesaret’in bir kez daha sınandığı süreçler yaşıyoruz. Ay bazen boşlukta, bazen tutuluyor. Yıldızların konumları bize mesajlar gönderirken evrenden dünyada alabildiğine hızla günü güne ekliyor. Bu hep böyle idi ama hız arttı sanki bin ışık yılı kadar.
Bu Çanlar
‘Boyun eğmek bir yozlaşma belirtisidir’ diyor Lev Tolstoy. Yozlaşma; tırnaklarımızdan saç tellerimize kadar bizi saran bir okyanus bugün. ‘Medya Gerçeği’ adıyla Türkçeye çevrilen eserinde Noam Chomksy, ‘ Demokrasilerde ideal yönetenin halk olduğunu ama kapitalist demokrasilerde yaşamın temel alanlarında karar verme yetkisinin özel ellerde olduğunu’ belirtiyor.
BOŞLUK
Hayat tesadüfler midir? Yoksa tesadüf diye bir şey yok mudur? Bilemiyorum bilen var mı o konuda da hiçbir fikrim yok. Salim kafa ile düne bakınca günde zuhur eden hadiseleri daha iyi anlayabiliyor insan dediğin gün biriktirdikçe daha bir anlam kazanıyor sanki her şey bir aydınlanma yaşıyorsun. 3- 5 gündür dönüp dolaşıp aynı şarkıyı dinler oldum. İsmi ‘Boşluk’. Diyor ki; ‘Bunu kitaplar yazmaz , belki hüznünden okunur.. Eksik kalır ömrüm dediğin insan insanın boşluğudur…’
Bitlis
Yaşadığımız her gün ‘üslubun’ ne denli önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Ana muhalefet partisi CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba koordinasyonunda kurduğu esnaf masası ile doğu kentlerine çıkartma yapıyor. Kentin sorunlarını yerinde tespit ediyor, bölge esnafından sorunları dinliyorlar. Belki yıllar önce bunu yapmalıydı CHP, gecikmiş ama çok kıymetli bir adım özellikle işsizliğin ve umutsuzluğun diz boyu olduğu Doğu Anadolu kentleri ile aradaki bağı güçlendirmek adına önemli. CHP heyeti 17 kişilik bir ekiple Bitlis’in yolunu tutuyor. Esnaf Masası’nın kentlerdeki iletişim kanalları ise ticaret odaları ve esnaf birlikleri haliyle.
Biraz birazdım her şeyden
‘Herkes ağlarmış biraz ben de ağladım’ Pınar Gültekin’in yüzü geldi aklıma Turgut Uyar’ın ‘Palyaço’ adlı sonsuzluğa kapı açan şiirini dinlerken o naif adamın en sade ile hayatımızı anlatan eşsiz satırlarını şifa niyetine bir kez daha okudum. Biraz biraz her şeyden olduğum bir sabahtı. Güne bir fincan kahve ile adım için çabalarken mücadele ve günlük telaş kapı eşiğinden el sallıyordu bana. Haberlere bakındım sonra Pınar Gültekin’in annesinin resmini gördüm ‘Bayramda kuzumun yanında olacaktım biletimi bile almıştı’ dediği röportajı okudum bayram sabahıydı. Hepiniz görmüşsünüzdür sahilde içine dünyaları sığdırmış dolu dolu gülüşü ile Pınar’ı.
Ben’den Bize doğru
Aslında insan ağzından çıkandır. Ağzından çıkanın davranışa yansımasıdır, davranışa yansıttığı ölçüde anlamlıdır her şeyi. . . Kullandığımız dil, bizim durduğumuz yeri de belirler. Ben, sen, o. Biz,siz,onlar. Ben tekil, biz çoğuldur. ‘Beni’ ne kadar çok tanırsan ‘Bize’ o kadar kolay varırsın özünde. Evet mutluluk ve huzur özünde ‘Biz’ diyebilmektir. Biz demek ise elbette yüksek bir bilinç gerektirir. Yaşamı bir bütün olarak değerlendirmek koca evrende bir zerre olduğumuzu bilerek yaşamak hem evrensel normlar ve hem de tüm kutsal öğretiler de bize söylenendir. Tabi ki bu bir tekâmül, bir pişme ve dem alma sürecidir. Günümüz modern dünyasında mahrem ve özel yaşamın alenileştiği gizli ve özel olanın korunmasının bu kadar zor olduğu şu dönemde ‘yeni medya’ ve ‘yeni medyada kullanılan dil’ bize insana ve onun insanın demine dair önemli ipuçları veriyor.
HÜKÜMET YIKILSIN AVM YAPILSIN
Hangi kent yara almadı ki? Mesela İstanbul 7 tepeli güzel şehir aldığı yaralara rağmen direnen ölmeyen bir kent. Kaç yerinden kurşun yedi yıllar boyu ne onarılmaz yaralar açıldı tam da kalbinde. Fikirtepe’deki kentsel dönüşümün 10 yıl boyunca yılan hikâyesine döndüğünü ve devlete bir enkaz kaldığını hatırlatmakta yarar var. Yoğun yapılaşma ile beton dev bloklar yükselirken mağdur olan yurttaşlar kat malikleri müteahhitler konusu var bir de. Devlet 2020 yılında bu konuya el atmıştı son durum nedir bilemiyorum ama halen dev yapılar inşa edilmeye devam ediyor. Eski haliyle Balat nasıl güzeldi.
Aşk, entrika ve bir tutam dezenformasyon
Flu Tv oldukça nitelikli içerik üreten bir platform. Güncele dair eleştirisel bir bakış açısıyla bakmak ve muhakeme yeteneğini geliştirmek sadece izlemek değil düşünmek isteyenler için ideal bir dijital mecra denilebilir. Geçtiğimiz günlerde Psikiyatr Dr. Alper Hasanoğlu’nun “Nedir Bu Normal” programında, geçmişin Victoria dönemi geleneğinde toplumsal kalıplara uymayan ailesi tarafından akıl hastanesine kapatılan ve yanlış tedavilerle elektroşokla aklı melekelerini yitiren genç bir kadını anlatıyor. 20 yılı aşkın bir süre hastanede kalan genç kadının mektuplarını yıllar sonra bulan bir hekim önemli bir detaya dikkat çekiyor.
BU ÜLKEDE KADIN OLMAK
Hanım Pınarlı yaşı 92. 92 yaşında cinsel saldırıya uğrayan ve öldürülen Hanım Nine’nin beyaz tülbenti, annesi gözünün önünde öldüresiye dövülen çığlık çığlığa ‘Anne’ diyen o kız çocuğunun acısı içimizi dağladı gecenin kör karanlığında. LGBT’Lİ bireylerin yok sayılması,Trans kadınların aşağılanması sonra .Ama hiç bir şey geçmiyor sonra. Boğazında düğüm düğüm bir acı taşımak bu ülkede kadın olmak. Evet büyük üstadın dediği gibi ağaç olmak, çocuk olmak da zulüm bu ülkede.
103 Korkmaz İnsan
O sadece 103 Korkmaz insandan biri. Yüzyılın davasında bir anne ile söyleşi: 10 Ekim günü tarhana yapıyordum, gitmek istemedim. Korkmaz ‘Anne, sensiz olur mu? Bir eksiğiz’ dedi. Ve ben de 10 Ekim günü barış için oradaydım. O Korkmaz’a çocukken 1 Mayıslarda ‘Sen olmazsan bir eksiğiz’ diyen de bendim, bizdik, ailesi idi. Bu cümleler, 10 Ekim Gar Katliamında hain bir saldırı ile öldürülen Korkmaz Tedik’in annesine ait. Mücadeleci aktivist bir kadın. Onunla Ahmet Telli’nin şiirlerini çok seven Korkmaz’ı, yaşamını ve mücadelesini konuştuk.









