TARİHLE BARIŞMAK
Bir hafta daha geride kaldı. Her gün yeni bir gündemle meşgul olduk. Ki son zamanlarda gündem de çok yoğun. Konu konuyu açtı tartıştık cümleler uzadı gitti. Şöyle de bir gerçek var ki öylesine hareketli ve hararetli bir ülkede yaşıyoruz ki her gün yeni bir olayla kaşı karşıya kalmamız mümkün. Türban tartışmalarının kişisel özgürlüklerle kesişmesi, bu kesişmenin uzantılarının günlerdir konuşulması, öte yandan her gün meydana gelen trafik kazaları ve ölümler, terör olayları, tren kazaları, intihar girişimleri, cinnet krizleri, ekonomik zorluklara bağlı bunalımlar.. Tabi bu arada sanal magazinsel gündemleri de unutmamak lazım. Şahsına münhasır sanatçımız (?) Seda Sayan’ın evliliği de gündemimizi meşgul eden konuların başında yer aldı son günlerde.. Yoğunuz meşgulüz, binlerce olumsuz olayla muhatabız.. Ama belki bünyemizin alışkanlık kazanmasından belki de yaşananları kabullenmiş olmamızdan mı bilemiyorum her şeyi ‘kanıksamış’ durumdayız artık..
Tepkilerimiz asgari seviyede kalıyor. Belki ‘tebaa’ kültüründen gelen bir toplum olduğumu için bireysel tepkilerimiz zaman zaman sıfırın altında seyrediyor. Belki de ‘Bana Dokunmayan Yılan Bin Yaşasın’ sözünü fazlasıyla sevdiğimizden bilemiyorum. Şu Bektaşi söylemini çok sever ve sıkça kullanırım ‘Dem bu demdir dem bu dem’. Evet, evren döner, zaman geçer ve hayat devam eder. Unutmak güzeldir ama her zaman değil. Geçmişine sırtını dönmüş bir kuşağın gelecekte de başarılı olması düşünülemez. Ya her gün binlerce program izliyoruz. Ama dikkat kesilip bir bakın yakın kuşağımız (yaşıtlarımız da diyebilirim) ‘sadece bugün odaklı’ yaşıyor. Yakın tarihin günümüzü de etkileyen birçok olayından habersiz. Televizyonlarda son zamanlarda sıkça yer alan bilgi yarışmalarında da bunu gözlememiz mümkün. Bazen anlamakta zorluk çekiyorum. Üniversite eğitimini tamamlamış bir çok genç genel geçer genel kültür sorularında büyük bir tereddüt yaşıyor. Ya düşünün, 15 yıllık bir eğitim sürecini tamamlamış bir genç bir arkadaşımıza yakın tarihle ilgili bir soru soruyorlar ama hayır ‘Tık’ yok.. Ki hani ‘kek’ diye nitelendirilecek kadar basit bir soru.
Enteresan, 1980 sonrası bir kuşağın temsilcisi olarak a-politik bir kuşak olduğumuzu biliyorum ama. Bazen ‘Bu kadarı mı pes doğrusu’ diyorum.. Bu gözlemi üniversite öğrencilerinin hazır bulunduğu gündeme dair tartışma programlarında da yapabilmek mümkün. İstisnalar hariç çoğu öğrenciler öylesine kurgusuz ve basiretsiz sorular soruyor ki katılımcılara. Burada özel üniversitelerle (tabi nitelikli olanları hariç) devlet üniversiteleri öğrencileri arasındaki birikim farkını da görebilmek mümkün tabi.. Bazen ekran karşısında ‘İşte bittiğim an budur bu ne ya’ diyorum o genç temsilinde çoğu gençler adına yani son kerte de bizler adına utanıyorum. Tarih özellikle yakın tarihe bu kadar uzak ve yabancı olmamalıyız esasen. Bugünü anlamak için ‘Dün’ün bize kılavuzluk yapması gerekmez mi? Olması gereken budur. Ambalaja tapar olduk ya cancanlı kılıflara fazla itibar ediyoruz ama şunu da belirtmek lazım kabuk hiçbir şeydir oysa çekirdek ise tam tersi her şey. Yani üniversitelere hayat veren esasen nicelik değil niteliktir. Seda Saya’nın kocalarına gösterdiğimiz alakanın yarısını yakın tarihimize göstersek fena mı olur yani..










